26 Ekim 2010 Salı

Haberin yok

Rüya görmüşüm bir ucu saklı
Sen bir rüyaymışsın meğer
Onların aştığı hendeği aşamayan ben
Senin küçük çukurunda boğulan

Benliğimi satmak istiyorum
Hiç bilmediklerime...
Hiç böyle hissetmiş misindir?
Hiç sanmam.
Yoksunluk denizinde bir sarmalı çıkar sanan ben.
Beni sevdin mi sanki.
Hiç sanmam.

Sandın ki, yeter tüm acıların tüm kaçışlara
Oysa beni sıkıştırdın bir kapı ve eşik arasına
Ne içerde ne dışarda
Ben zilin başındayekn
Düştüm!

İşte gördün kepçe kulak.
Sanki anlamamıştın öncesinde.
Boşverdin değil mi?
Sen de dedin ki ,
en az benim kadar olur acır
En az senin kadar acıdı
Ama senden az değil
Mutlu musun?
Onlardansın bir nebze sende artık!

Bir salı gecesine gömdüm bu bildiklerini
Ben ağlıyorum
Haberin yok
Seni seviyorum
haberin yok
Canımı yaktın
Haberin yok...
İçim süklüm püklüm...
Sen...
Sen yokken varsın diye!

Ve bende ...
Ben saattım elimi eteğimi kahkahaların şenliğine
Acılar yalnızdır çünkü çoğu zaman!
Yalın ayaktır ve üşür çoğu zaman!
Ben de sattım kendimi,
Kahkahaların şenliğine!

25 Ekim 2010 Pazartesi

Senden ziyade

Sarı ışığın altında eriyoruz
Bir bir sırayla
Tek tek anlamını yitiren sözde''mühim''liklerin gölgesi içinde firara meyleden bir ruh.

Kendi sıfatından kendi olmaktan kendi olandan ziyade sohbetler
Sohbet olamayacak olanlar

Bazıları ölür ve duymaz kimse
Beden bir körlük timsali
Yeşeren bir cümle, ölüme terkedildi.

Senden ziyade benden kısım kısım sonlu hikayeler
Senin başlattığın cümlelere koyduğum noktalar
Ve aslında sen o noktalar için başlıyorsun cümleye
Ben yalnızca daha cesaretliyim senden
Ya da daha arsız.
Senden kurtulmayı hayal ediyorum
Senin acından sıyrılarak daha güzel olmayı.

Dümdüz bir yol olsa keşke,
Sonuna kadar yürüsem, kenarlarda mavi tümsekler
Üzerinde ağaçlar olsa
Sen gölge edemesen hiçbir zamanıma

Sensizliği hayal ediyorum,
Acından sıyrılamıyorum!

23 Ekim 2010 Cumartesi

hiçbir yer

Gövdesi kumlara düşen çiçek,

Sersem…

Fındık kadar küçük aşk
Fındık kadar küçük olmalı
Soluksuzluk çok sevmek değil
Çok yorulmak demek
Ve bitirmemek için kendimi
Ve bendeki varlığını güneş altına yatırdım
Solman için belki, açman için belki
Ne yapmalıyım bende bilmiyorum
Seni sevmek mi daha zor
Sevmeme çabası mı
Ağrıyor aklım
Klabimde tık yok
Midem bulanıyor ama
Sen dedikçe
Gözlerimi açtıkca ve kapadıkça
Yanılmak yanılmak yanılmak
Baharda aşık olmak aptallık
Ama diğer mevsimler de şevksiz düşler için
Ama işte
Özlemek özlemek özlemek
Sana sarılmayı, kokunu, uykunu …
Ve katlanmak tabi
Tekliğe, serinliğe, üşümeye…
Yine de bir yerden uyanmak gerçeğe
Düşe kalka sıyrılmak
Ve kaçar adım
Hibir yere, hiçbir yere hiçbir yere...

20 Ekim 2010 Çarşamba

benim büyümekten anladığım

ne çaba ama
neyin çabası
midem bulanıyor, sırf aptallıktan
bir hissizlik sarıyor önce her yerimi
sonra aşırı hisleniyorum aniden
bu sefer başka bir şehir diliyorum
başka bir adam, başka bir kadın
elimden ne geliyorsa o kadar gidiyor
daha hiç çoğaldığımı göremedim vermekten
almayı hiç öğrenemedim doyana kadar
açlıktan mı ölüyorum ağırlıktan mı
ama her geçen gün biraz daha eksiliyor işte
bendir eksilen, kalbimdir, iyiliğimdir, vicdanımdır belki
ne mutluluk ama
ucu açık bir denizin içinde
boğulmayı öğrendim ilk önce
nasıl büyüdüm bilmiyorum
benim büyümekten anladığım
hayal etmemekti
zaten hepsinden önce hayallerim bitti
ne güven ama
gölgesinde yalnız suretler
bana inan, ben gerçeğim
diyen her kimse yalana dönük bir yüzü
o kimsedir ki bilmez daha
öyle sızdı ki içime, bir zehir adeta bir hırsız
hepsini iyiliğinden yaptı
o böyle dedi
ben inanmıyorum.
ne inanmak ama
körlüğün kapısından şapşallığa çıkış
öyle bir inanmak
her şey güzel olacak
daha önce olmuş gibi.
şimdi yitenlerin arasından
parçalanan insanlığımdan, aşkımdan, sevgimden,benden...
bir hiç yaratılıyor yeniden.
yeniden renksizleşti evler, insanlar ve ağaçlar
bir tek yıldızlare kaldı, onlarda zaten hep ordaydılar.

16 Ekim 2010 Cumartesi

Biz kaç kişiyiz

Zincirlerini kırmış gibi hızlıca koşuyorum
Kovalayan yok, kovaladığım yok
Koca bir hiçlik bulvarında
Kayda değer bir nimet aradığını sanarken
Kaybolmak, bildiklerini de unutmak.

Sızmış bir güzellik
Uyutulmuş bir sevgi
Değmeyene değişilmiş senceler
Gören göze göre yanlış
Seçilmiş kısım kısım isimler

Kaç kişiyiz, bir dönüm noktasının başında?
Kaç kişiyiz, uçurumun kenarında ?
Kaç kişi var, arkamızda
Önümüzdekiler kaç kişi
Ya sen, ya ben…
Biz kaç kişiyiz,
Biz olabilecek kadar çoğaldık mı?
Onlar kadar çok muyuz ?
Demek onca azız ki
Onlara – biz – olamadık.
Biz onlar ne dediyse onu olduk,
Birinci çoğul şahıslar cennetinden kaçarak
Aramızda bir bağlaç
Sen ve ben…

Bir ben, ben tek başıma
Önümde, arkamda.
Hiç sızmadan, hiç uyanmadan
İlk yanılgının şerefine,
Sonsuz kere yanarak.
Bir dağın başında
Bir tek ben, ben tek başıma.

11 Ekim 2010 Pazartesi

Konu

hep bitecek, hep bitenlerle, bir gün batımında buluşulup,bu konu da kapatılacak.
Bu konu...
Hani şu yaşama mevzu olan...

Senin kalp dediğin

Kepenkler kapamak istiyorum üzerime
Hiç kimse görmeden geçip gitmek istiyorum
Hiç kimse görmesin istiyorum belki de
Yok olmak mümkün mü, bunca varlığın içinde

YOK- olmak istiyorum.

Bir delinin hatıra defterinde küçük bir çizik değil!

Elidmen düşürürüm diye korkarken ben
Elden düştüğümü görüyorum
Daha fenası anlıyorum, daha fenası biliyorum
Bilmenin yarısından bir fazla var
İşte tam orda nefes alamıyorum.

Yasaklanıyor, kenetleniyor...
İçim büyük değil ve ben nefes alamıyorum
Senin yüzünden değil
Geçmişi, geçirmediğimden belki...

Sen dediğim kimsin hem?
Sen dediğim, neresindesin tam olarak ben olmanın?
Olamamanın ya da ...
Ne arıyorsam koca boşlukta,
Koca kahramanların küçücük denizlerde boğulduğunu görmekten başka
Neye yaradı senin sözde sevgi dolu bakışların
Bir hiçe gömüldü,
Öldü!

Ve ben biliyorum...
Asla dirilmeyecek bir aşkın yasını tutmaktan başka ne yapabilir kalbim!
Hem senin kalp dediğin neresinde duruyor ki bedenin?