7 Kasım 2010 Pazar

çocuk

Farklı olmalıydı
Farkı vardı
Var olduğunu sanmıştım
Sualsiz mutluluğun adı yok
Ve kayboldu
Boşlukta sayılı günler

Keder dediğin üç günlük yalnızlığa eşlik
Deliymişim deliye gün verdim
Gün içinde sayısız ruh
Ruhum tenden ayrıldı bir gün
Ölü beden kimsesiz çocuk

Çocuk ,
Bir Kabul
Çocuk bir aşk
Çocuk …
Yalnızca bir düş
Delice kemik
Umutsuz bir yol
Bir yokluk bu çocuk.

Kementini saldım bende yalnızlığın
Hangi rüzgara yelken açsam
Hangi denize bir gül atsam
Açsam çiçeklerce ve ölsem
Öldürmeyi göze alarak
Gönüllüleri var bu işin hem
Gel desem ve git
Bende biraz yangın bende biraz acı olsam
Biber gibi.

Tenini unutsam sonsuza dek
Fikrini içsem ve bitse bu bir bardak acı su
Içinde boğulmadan boğsam içimde
Ne rengi kalsa onun da ne adı
Tıpkı onlar gibi . . .
Bir isim olsa o da yalnızca
Bir göz bir dudak ve bir nefesten ibaret kalsa
O da tıpkı onlar gibi.

1 Kasım 2010 Pazartesi

...

Eriyorum...
Damarlarımdan çekiyor hayat
Aklım tuzla buz ve bilmekte güçlük çekiyorum
Doğru olan hangisi?

Sana ne demeliydim
Ne dememeliydim
Sen olmalı mıydın?
Neden izin verdim?
Sessizliğim suratıma bir tokat gibi çarpıyor bazen
Canım yansa da susuyorum
Susmayı ilk kez deniyorum üstelik

Sözdeliklerden sıkıldım
Olmuş gibilerden varmış gibilerden sıkıldım
Yüzümün döküldüğü yerde duruyorsun
Sende onlar gibi
Aynı yerden bakıyorsun.

Daha iyi değilsin
Daha kötü değilsin
Tıpkı onlar gibisin
Ve işte beni asıl bu yoruyor.

27 Ekim 2010 Çarşamba

o ben değildim

Bir yerinden koptu tüm ipler
Ne yerdi ama?
Ne zaman ve nasıl insanlardı onlar öyle
Onların yokluklarında varoluyordum daha insanca
Her itişlerinde düşmek yerine daha sıkıca tuttum
Yakalarından,
Silkeledim seslerini, yüzlerini,ruhlarını

Sözsüz anladım çiğnedikleri sevgileri
Yalanları beyaza boyanmış elleri kanlı adam
Sözsüz kaldığın yerde daha çok konuşuyordun
Sebebsiz!
Ve kirliydin pek çok kez.

Ve kimbilir belki bir günün yanılgısı
Gelmeyen bir günlerin sevimsiz suretleri
İştahsızlaşmak
Sevgiye vicdana ve doğruya karşı

Yine de sen.
Sen yapmamalıydın.
O ben değildim
Ben kanırtılacak kemik, et ben değildim.
Safi ruhtum, safi sevgi
Safi inanmıştım.
Ama o ben değildim.
Mevsimlik gül değildim.

26 Ekim 2010 Salı

Haberin yok

Rüya görmüşüm bir ucu saklı
Sen bir rüyaymışsın meğer
Onların aştığı hendeği aşamayan ben
Senin küçük çukurunda boğulan

Benliğimi satmak istiyorum
Hiç bilmediklerime...
Hiç böyle hissetmiş misindir?
Hiç sanmam.
Yoksunluk denizinde bir sarmalı çıkar sanan ben.
Beni sevdin mi sanki.
Hiç sanmam.

Sandın ki, yeter tüm acıların tüm kaçışlara
Oysa beni sıkıştırdın bir kapı ve eşik arasına
Ne içerde ne dışarda
Ben zilin başındayekn
Düştüm!

İşte gördün kepçe kulak.
Sanki anlamamıştın öncesinde.
Boşverdin değil mi?
Sen de dedin ki ,
en az benim kadar olur acır
En az senin kadar acıdı
Ama senden az değil
Mutlu musun?
Onlardansın bir nebze sende artık!

Bir salı gecesine gömdüm bu bildiklerini
Ben ağlıyorum
Haberin yok
Seni seviyorum
haberin yok
Canımı yaktın
Haberin yok...
İçim süklüm püklüm...
Sen...
Sen yokken varsın diye!

Ve bende ...
Ben saattım elimi eteğimi kahkahaların şenliğine
Acılar yalnızdır çünkü çoğu zaman!
Yalın ayaktır ve üşür çoğu zaman!
Ben de sattım kendimi,
Kahkahaların şenliğine!

25 Ekim 2010 Pazartesi

Senden ziyade

Sarı ışığın altında eriyoruz
Bir bir sırayla
Tek tek anlamını yitiren sözde''mühim''liklerin gölgesi içinde firara meyleden bir ruh.

Kendi sıfatından kendi olmaktan kendi olandan ziyade sohbetler
Sohbet olamayacak olanlar

Bazıları ölür ve duymaz kimse
Beden bir körlük timsali
Yeşeren bir cümle, ölüme terkedildi.

Senden ziyade benden kısım kısım sonlu hikayeler
Senin başlattığın cümlelere koyduğum noktalar
Ve aslında sen o noktalar için başlıyorsun cümleye
Ben yalnızca daha cesaretliyim senden
Ya da daha arsız.
Senden kurtulmayı hayal ediyorum
Senin acından sıyrılarak daha güzel olmayı.

Dümdüz bir yol olsa keşke,
Sonuna kadar yürüsem, kenarlarda mavi tümsekler
Üzerinde ağaçlar olsa
Sen gölge edemesen hiçbir zamanıma

Sensizliği hayal ediyorum,
Acından sıyrılamıyorum!

23 Ekim 2010 Cumartesi

hiçbir yer

Gövdesi kumlara düşen çiçek,

Sersem…

Fındık kadar küçük aşk
Fındık kadar küçük olmalı
Soluksuzluk çok sevmek değil
Çok yorulmak demek
Ve bitirmemek için kendimi
Ve bendeki varlığını güneş altına yatırdım
Solman için belki, açman için belki
Ne yapmalıyım bende bilmiyorum
Seni sevmek mi daha zor
Sevmeme çabası mı
Ağrıyor aklım
Klabimde tık yok
Midem bulanıyor ama
Sen dedikçe
Gözlerimi açtıkca ve kapadıkça
Yanılmak yanılmak yanılmak
Baharda aşık olmak aptallık
Ama diğer mevsimler de şevksiz düşler için
Ama işte
Özlemek özlemek özlemek
Sana sarılmayı, kokunu, uykunu …
Ve katlanmak tabi
Tekliğe, serinliğe, üşümeye…
Yine de bir yerden uyanmak gerçeğe
Düşe kalka sıyrılmak
Ve kaçar adım
Hibir yere, hiçbir yere hiçbir yere...

20 Ekim 2010 Çarşamba

benim büyümekten anladığım

ne çaba ama
neyin çabası
midem bulanıyor, sırf aptallıktan
bir hissizlik sarıyor önce her yerimi
sonra aşırı hisleniyorum aniden
bu sefer başka bir şehir diliyorum
başka bir adam, başka bir kadın
elimden ne geliyorsa o kadar gidiyor
daha hiç çoğaldığımı göremedim vermekten
almayı hiç öğrenemedim doyana kadar
açlıktan mı ölüyorum ağırlıktan mı
ama her geçen gün biraz daha eksiliyor işte
bendir eksilen, kalbimdir, iyiliğimdir, vicdanımdır belki
ne mutluluk ama
ucu açık bir denizin içinde
boğulmayı öğrendim ilk önce
nasıl büyüdüm bilmiyorum
benim büyümekten anladığım
hayal etmemekti
zaten hepsinden önce hayallerim bitti
ne güven ama
gölgesinde yalnız suretler
bana inan, ben gerçeğim
diyen her kimse yalana dönük bir yüzü
o kimsedir ki bilmez daha
öyle sızdı ki içime, bir zehir adeta bir hırsız
hepsini iyiliğinden yaptı
o böyle dedi
ben inanmıyorum.
ne inanmak ama
körlüğün kapısından şapşallığa çıkış
öyle bir inanmak
her şey güzel olacak
daha önce olmuş gibi.
şimdi yitenlerin arasından
parçalanan insanlığımdan, aşkımdan, sevgimden,benden...
bir hiç yaratılıyor yeniden.
yeniden renksizleşti evler, insanlar ve ağaçlar
bir tek yıldızlare kaldı, onlarda zaten hep ordaydılar.