17 Ocak 2008 Perşembe

Varlık Vardı!



Kendimden dünyayı bıktırmak istiyordum belki de..Başlarken bitebileceğini hiç düşünmeden saldırdım yaşama.Hiç beklemediği bir anda nefesimin kesileceğini tahmin etmemiştim.


Ama işte oldu ve bitti.Nefesim kesildi.Sol kolumdan başlayıp,ince damarlarımdan kalbime varan o ince sızı aniden bir krize dönüşüverdi.

.....Ve bitti!


Yaşam kollarımda can verdi.Benim kalbim durdu ama biten yaşamdı.Bense varolmaya devam ediyorum.

Ben en olmadık zamanlarda en olmadık halimle varolmaya devam ediyordum zaten.Dünyayı bıktırmak şöyle dursun,ben bile bıkmıştım artık!


Beklenen zamanların beklenmeyen kraliçesi..Beklenmeyen acıların son temsilcisi oldum aniden.Duran konuşmayan,devam eden ama bitemeyen ,soluk soluğa bir hayatın başrol oyuncusu..

O kadar iyiydim ki oynamakta,gözyaşlarım gerçekti ve o kadar uydurmacaydıki gerçekler,gülücüklerimin hepsi sahteydi.


Oysa öyle bir oyundu ki bu,zaten tüm sahtelikler çoktan baştacı edilmişti.Bir kere başlayınca kabus,son perdeyi görmek bir mucize oluyor.


Açık pencereden eskisi kadar güzel görünmüyordu gece.Yıldızlar eskiden olduğu gibi bir bebeğin gözleri gibi parlamıyordu.Bulutlar,yıldızlar,şehirler,evrenler bu insanlara küseli çok oluyor.Tıpkı benim gibi..Hiç birimiz çıtımızı çıkarmıyoruz.Gözyaşlarımız sel halinde akarken görmeyen bu evlatlar;küçük yalnızlıklarımı,parlamayan yıldızları neden farketsin ki..


Ey evlatlar! Ey kaderine sahip çıkıp,varolmaya cesareti olmayan aç gözlü doygunlar! Reddedilip mis kokulardan,cehennem tarafından evlat edinmenize az kaldı.Kurtuluşunuz çok uzaklarda unutuldu.Gözyüzü ve tanrı ayalarınızı görmeyeli çok oluyor.


....Ve ...Varlık vardı.Varedildiğini unutmadan önce!

16 Ocak 2008 Çarşamba

DİNLE



Ufacık bir ışık hüzmesinin peşinden yollara koyuldum ki, ne kadar doğru bu bilmiyorum.Sadece bir kıpırtı,belki de sadece bir düşünce beni bu yola sürükleyen.

Acilen mutlu olma isteği de olabilir tabi ..Acilen huzurlu uyuma isteği ya da..

Yıllarca içinde tutunca insan,bir yerde hatta belki de hiç olmadık bir yerde dışarı atmak istiyor tüm tedirginliklerini.Hepsini bir kere de hiç olmadık bir insanın ya da hiç olmadık bir durumun içine kusuveriyor.Oysa en doğrusu zamanında yaşamak her şeyi..Sevesin mi geldi,ağlayasın mı,gülesin mi yoksa bağırasın mı ...geldiği anda yapacaksın hepsini.


Aç gözlülüğüne hakim olmaya çalışırsın ama açlığını dinlersin.İkisi o kadar farklı ki...

İşte!Zamanı gelince olması gerekenlerin,açlığı aç gözlülükle sınamamak lazım..ya yemeğini yiyeceksin ya da öleceksin en kötü ihtimal...Tokken hala yemek yemek istiyorsan bir sorun olabilir,hatta kesinlikle bir sorun vardır ama;açlıktan nefesin kokmaya başlamışsa ve sen fazla bir kaç kilon yüzünden kendini aç gözlü sanıyorsan nimet yoksunu olup pek de tatlı olmayan bir yaşam sürebilirsin ve bir gün gerçekten açlıktan ölebilirsin.

Bakınca gözlerine ya da ona dokununca tarifsiz bir huzur buluyorsan eğer seviyorsundur işte.Ötesini düşünmenin,mantığını kanatmanın hiç de öyle alemi yok.Tatmalısın,yaşamalısın...Neden hala kendini aç gözlü zannedersin bilmem!Açsın işte doymalısın...

Dünyada çok acı var farkındayım.Çok fazla gözyaşı...Ama öyle ki senin gülmen lazım bazen.Hem de katıla katıla çatlayasıya kadar..Çünkü o acıların içinde olmaman için bir gün,hiç bir sebep yok.Gülerken kendini suçlu hissetmenin bir alemi yok.Bu manasız dünyada manasız bir şekilde her gün kahkaha atmıyorsan ya da aç bir insanın önünde deli gibi karnını doyurmadıysan şimdiye kadar gülesin varsa gülmelisin.İnan o an aç gözlü değilsin..Nacizane doymaktasın sadece ...yaşamaktasın birazcık hala halin varken.

Ve bende bir ışık hüzmesi gördüm tüm bu karmaşık karanlığın içinde.Takip edip o küçük anahtar deliğini buldum.Işık küçücük delikten süzülüyordu ve bir tek ben görüyordum ya da o sadece bana görünüyordu.Şimdiyse ufacık delikten çıkan o küçük hüzmeyle yetinmeli miyim yoksa kapıyı açıp kendimi pırıltılar içinde kayıp mı etmeliyim bilmiyorum.Aç mıyım aç gözlü müyüm hala bilmiyorum.Kapıyı açıpta yemekten çatlarsam ya!Ya da hüzmeyle yetinmeye çalışırken ben,bir gün olanı da yitirirsem ve açlıktan kıvranarak ölürsem!

Nasıl emin olurum bir adım daha atmaktan ya da geride kalmaktan,bilmiyorum!

Belki de en başında olduğu gibi olmalı her şey.Evet evet..öyle olmalı..Doğduğunda daha minnacık bir bebekken yaptığın gibi.Açsan meme istersin.Altın pisse ağlarsın.Oyun oynamak istiyorsan oyuncaklarını çıkarır oynarsın..Ve büyüdüysen tüm bu olanların arasında bir ara,kuralı devam ettirmelisin.Eğer açsan yemelisin yorulduysan durmalısın,karanlığı seviyorsan ışıktan uzak durmalısın,seviyorsan bilmesini sağlamalısın ve o küçük ışık,defterine bir şeyler karalaman için sana yetmiyorsa,kapıyı açıp odanın ortasında resmini çizmeye başlamalısın.

Emin olmayı ya da hazır olmayı beklemeyemezsin.Öyle bir şey yok çünkü.Bu tamamen bir uydurmaca.İnsan hiç bir zaman emin olamaz ve hiç bir zaman bir paragrafa başlamak için ya da nokta koymak için hazır değildir.İnsan olduğu gibidir.Belki başındadır belki de sonunda.

Adamlar ve kadınlar!
Herkes bir zamanlar bir bebekti ve yaşamda her şey şimdikinden daha risksizdi..

7 Ocak 2008 Pazartesi

İç Savaş



Sesler duymak ürkütmeye başladı.İçerden ve dışardan,kimsenin duymadığı hatta duyamayacağı.Kalbimden gelen vicdani haykırışlar ve aklımdan geçen mantık düzmeceleri.Hepsi birer kurgu karmaşası.

Ayrıntıların kusursuz boğmacası içinde insanın nefessiz kalmaması mümkün değil.Tedirginliklerden oluşan bir korku silsilesi ve güzel düşüncelerin huzura kavuşturamadığı bir zihin.Hayatını yasasız ve kuralsız bir acıya çeviren yaşanmışlıkların ruhunda saklandığı yer kadar derin gözlerin.Aşk taklit işi oldu çoktan...

Bırakasın ve kaçasın var dünyadaki bu yoksullukları.En içten dileklerine bile yer olmayan,saf yalandan işlenmiş,kör gözlerin hepimiz için ileriye baktığı karanlık yollardan kaçasın var.Ama yine yapasın var, gücün yok.Gücün kayıp...

Kendi gözlerine bakmaya cesaretin yok ve kendi hayallerine yol açmaya kuvvetin.Bir gün doğacak bu sakladığın sevinçler yeniden ama beklemek öldürücü bir işkence.Kendini beklemek.Bile bile oralarda bir yerlerde olduğunu kendini beklemek.Kendi gözlerine aynalarda yalvarırcasına bakmak.Özlemek onurlu varlığını ve bedenini.Sen ve benliğinin oluşturduğu derin savaşın içinden kim sağ çıkacak belli değil.Bu hunhar,bu insanlığı ayaklar altına alan korkunç katliamdan kim elleri daha temiz çıkabilecek sabaha...Sen ve senin gibilerin yaslarını tutanlar olacak elbet.Ruhlarını satan ve bunun için bir an olsun gözyaşı akıtmayan insan zamzetleri elbet olacak.Sen kendi gerçekliğinde boğulurken onlar ruhlarının en basit yerinde şehvet ve kanla kavruluyor olacaklar.Sen şehveti kefen ve kanı bir borç biliyorsun oysa.Oysa aşk sadece taklit oldu senin için...Şevkin kalmadı hiç bir bedene,gücün kalmadı,aşkın kalmadı.Senin ki yaşamaktan bir adım daha geride kaldı,sen nefes almaktan öteye gidemedin düşlerinde ve yeryüzünde...

Oysa hikaye beyaz bir kundakta,melekler kadar güzel kokuların içinde başlamıştı.Hikayenin prensesi bir küçük melekti.Her şey küçüktü en az bir melek kadar,her şey mis kokuyordu en az melekler kadar.Her şey ve her yer tertemizdi en az cennet kadar.Oysa şimdi hikaye bitmek üzere...Ne kokulardan ne küçük meleklerden kalan var.Şimdi her şey şeytanın oyuncağı ve her şey en az cehennem kadar yakıcı ve büyük.

Hikaye bittiği yerden başlar derler ancak o kadar kimsenin vakti yok.Yeniden savaşmak için kimsenin o kadar gücü yok.Hikaye nerde başlamış olursa olsun,bittiği yer bir kumpastan farksızsa unutulur dönülen yollar.

Şimdi hikaye bir boşlukta bitiyor gibi...O boşluk kadar dolu bir acı olamaz şimdilik.Sağında mis kokulu kundaklar,solunda ateşten gömlekler ...Sen hepsinin tam ortasında,arafta açan bir çiçek...Elveda huzur mu demeli artık bilinmiyor..

30 Aralık 2007 Pazar

Kusursuz Düş

Kusursuz bir düş..Yağmurlar altında can veriyorum; öyle ki hep o anda kalabilirim.Son nefes bu kadar tatlı olabilecek mi bilmiyorum..Uçtuğumu,gövdemin yükseldiğini hissediyorum.Koca damlalar tenime değdikçe ferahlıyorum.Sanki tüm günahlardan ve acılardan arınıyorum.Sanki o kadar şanslıyım.
İçimden seneler geçiyor.Tek bir damlada bir kare daha siliniyor.Hafızam tertemiz,bedenim mis gibi...Saçlarım boşlukta ve her hücrem nefes alıyor.Hissediyorum hayat yaşamak değil,ölürken yaşamak en güzeli.

Ya o ... O ölmek mi? Nasıl bir ölmek bu? Tadından geçilmiyor.O an kendine esir ediyor.Hiç bitsin istemiyorsun.Hep yağsın o yağmur ve sen hep altında ol..Her bir damlanın kutsallığı ölçülemez.Aşkı hissediyorsun.

Huzur... Bu derece huzurlu olabileceği kimin aklına gelir.Tenin pürüzsüz,ruhun kusursuz,gözlerin henüz görmediğin bir meleğin ki kadar masum.Çünkü bom boşsun.Çünkü bildiğini sandığın her şeyi unuttun.Doğru olan her şey yok oldu.Sadece huzur yaşıyor bedeninde.Tenini yalnızca mutluluk göz yaşları ıslatıyor.Doğru yok,yanlış yok!

..Ve bir an da uyanıyorsun bu tatlı düşünden.Tavana gözlerini dikip yağmur damlası bekliyorsun,bir damla huzur bekliyorsun ama..

Uyanıyorsun en güzel yerinde.Hala aynı yerdesin,bedenin yıllanmaya devam ediyor.Yıllarını taşımaya..İşte o an nefes almak öyle zor geliyor ki,tutuyorsun içinde bir süre.Orda bir yerde tıkanıp kalmak istiyorsun ama öyle bir düştü o sadece anlıyorsun.Buralarda tıkanıp kalmak,gökyüzünde yağmurla dans etmeye benzemiyor anlıyorsun.

...Ve uyanıyorsun bu tatlı düşünden.Göğsüne düşen ağırlığı sindirmeye çalışıyorsun.Yatak sanki bir bataklık.Gömüldükçe gömülüyorsun içine.Gün ışığı sanki sana gerçekleri bu denli anlattığı için suçlu.Bu diyarda bunlara gerçek diyorlardı hatırlıyorsun.

Doğruluyorsun ama hayata karşı değil.Sadece bedenini taşımaya çalışıyor omurgaların.Dönüp baktığında ruhun hala yatakta. Görüyorsun...Öyle umarsızca huzuru bekliyor,biliyorsun.

..Ve gün başlıyor.Bildiğimiz yaşam,bildiğimiz gerçekler ve bildiğimiz huzur.Omurgan biraz daha doğruluyor.Ancak artık ruhunu göremiyorsun.Biraz daha hatırlıyorsun yapman gerekenleri ve ''bir düştü'' diyorsun.Artık ruhunu gömüyorsun.Sen gibilerin arasına karşıyorsun.Gülüyorsun,ağlıyorsun..Bedenini sızlatıyorsun,inceltiyorsun ve kör oluyorsun.Ruhunu göremiyorsun...

Kusursuz bir düştü biliyorsun.Bir düştü biliyorsun.Gözlerini dikip gökyüzüne gülümsüyorsun.İçine girdiğin altın sarısı,çamur kokulu bu boyalı tabloda işler böyle yürüyor,hatırlıyorsun.Huzur yaşamakta değil,ölmek yaşamak anlıyorsun.Ama öyle bir ölmek lazım..Öyle bir tatlı düş,öyle bir huzur damlası.Öyle bir ölmelisin ki bir kez yaşamak işkence gibi gelmeli.Öyle bir ölmek olmalı ki yaşamak korkutucu gelmeli.

Öyle bir ölmelisin ki kusursuz bir düş görmelisin!!

KAHVE ..



Hatırlamak hiç zor değil..

O kokuyu..


Acı,sert,vurucu,keskin.Bir kahve için fazla anlam taşıyor.Bir kahve için fazla sarsıcı..


Oysa o sadece bir kahve!O bir takıntının kalıntısı aslında.Yarım kalan bir hikayenin tam merkezi..Kendimi kahveyele zehirlemeye çalıştığım günlerin kahramanı.

İlk tattığımda sadece bir kahveydi.Zamanla varolmaya başladı.Zamanla varlık olmaya,zamanla kimlik kazanmaya...Artık bir adamdı.Artık o bir tatlı anıydı.

Bir kahve bir sohbet..
Bir kahve bir şarkı...
Bir kahve bir adam...
Bir kahve bir kalp...
Bir kahve bir yalan!
Acı ve sert bir anı..Keskin tadının damaktan kalbe açtığı yol.O sıkı bir geçmiş.Hayallerinin,anılarının ve kalbinin geçmişi.Şimdilerde bir kahve yalnızca sıcak bir içecek değil.İçine çekere içtiğin,her yudumunda biraz daha değiştiğin bir gerçek...

İlk tattığında masum bir kalp,şimdilerde şeytanca bir yakarış.O,kahve ve sen.O kahve ve o adam artık yok.O kahve artık yalnızca acı ve sert.

Uykusuz gecelerinin ilk yandaşı.Uyanıkken gördüğün kafein kokulu hayallerin sırdaşı.Kokusunun zihninde açtığı yol.Adımların geriye doğru gittiği,filmin geriye sardığı bir şerit.Sonra en baştan sonuna doğru usulca akan güneşli ve çamurlu bir patika.


....Ve sonunda en lezzetli anında sıcacık kahvenin üzerine döküldüğü an.Tam tadını almaya başladığın,kokusunun,lezzetinin biçim kazandığı an.Bir kahvenin şiddetli kalp çarpıntıların adönüştüğü an.Bir kahvenin artık sadece bir kahve olamadığı an.Bir kahvenin tüten dumanının kısa bir film şeridine dönüştüğü an.Bir sıcak kahveden bir adam yarattığın an...

O güzel kokulu,sıcacık kahveden hiç beklemediğin bir acı içine aktığı an...Ve bir kahvenin artık bir çok şey olduğu an...
Şatı bol,anısı bol..Son yudumunda dahi lezzeti tükenmeyen bir lezzet.Gözlerini kapatıp içine akıttığında zihnine vuran ışık.Bir kahve,bir kırıklık..

Bir kahve için artık çok geç.Bir kez daha tatmak için artık çok geç!

Akrep Yelkovan




Zamanın izleri o kadar belirgin ki gözlerde,hiç geçiştirilecek gibi değil.Zaman o kadar yakın ve o kadar uzak ki..yarın,dün ve bir yıl öncesi,on yıl sonrası..Çoğu kez korkutucu,çoğu an yanıltıcı,çoğu zaman acımasız..
Bakınca öncesine alınan darbeler insanı yoksullaştırmıyorsa,zenginleştirmiyor da.. darbeler yalnızca kalınlaştırıyor!Ruhu,kalbi,gözleri,teni..Yaşamı kalınlaştırıyor..Hatta nasırlaşıyorsun.Donuk bir kalp ve bir çift göz..Dimdik bir duruş ama içerde tüy kadar hafif bir yürek..Uzağa korku yakına acı vererek umarsızca salınıyorsun ortalarda.Bir zamanlar diyor insanlar.Bir zamanlar nasıl da .....

Boşluklar geçmiş için,boşluklar unutulanlar için,boşluklar değişenler için..Aynalar bile tanımıyor geçen günlerden sonra seni yahut sen seni tanımıyorsun aynalarda.Gözlerine her derin bakış,bir önceki yıllanmışlıkları anımsatıyor.Yıllanmışlıkları ya da yılmışlıkları..Yıldırıyor da bazen zaman..Vazgeçiveriyorsun en'lerinden,bırakıveriyorsun başka bedenlere yalvarmayı.Ruh karardıkça kararıyor,umursamaz,aldırmaz tavır aslında geçmişi yasını tutuyor..

Değiştiriyor zaman! İstemesen de hayatından haksız yere hak isteyenlerden soruyorsun hesabını.Haberleri bile olmuyor çoğu zaman..Sen kendince erimeye devam ediyorsun..Bir mum gibi eriyip bittikçe sen,gölgen daha da büyüyor sanıyorsun.Yandıkça sönüyorsun belki de..

Bir zanlı lazım belki de kolundan tutup parmaklıklar ardına ataibleceğin.Gözlerine bakıp,zaman yerine,geçen yıllarının yerine, unutamadığın anlarının yerine,içinde kalanlarının yerine acını kuasabileceğin bir ''şanslı'' lazım belki de..

Nasıl da ihtiyacın var ona! Nasıl da geri gelmiyor diye yanıyorsun.Geri gel!Yeniden başla..sıfırdan en baştan..Akrebinle yelkovanına hükmetmek bu kadar mı zor !! Öyle istiyorsun ki saniylerini.Bir gecenin gününü geri istiyorsun.Aynı güneş doğsun istiyorsun sabahına.Olabilseydi bu dediklerin nasıl da bir aşk duyardın zamana karşı.Oysa ne kadar fazla o kadar az..Ne kadar şans o kadar yanlış..Ne kadar zaman o kadar yalan...

Geçip gitmeli o..sana kıyarak,seni vurarak,seni sarsarak..Belki de seni duymayarak.Öğrenmen lazım onu duyarak kendini duyurmayı.Saniyeler gözyaşlarında durmaz hiç bir zaman..Durmuş bir saatin yalnızca pili biter,gücü değil!Yelkovan usulca geçer dakikalarından..Akrepse düşünmene yardım eder bir zaman daha durarak aynı yerde..Yelkovan kovalar akrep kaçar..Zaman usulca pırıltılar saçı acına,sevincine ve ruhuna dokunur ...

Hala on ikiyi gösteriyorsa akrep,rahatlama hemen..huzurun yelkovan akrebine kavuşana kadar ...

9 Kasım 2007 Cuma

Yolculuk



Sorular cevapsız kalıyor bu aralar, nefesim hep düğüm düğüm
Fotoğraflarla yaşananlar ayrı uçlarda…
Geldiğim yerler daha temizdi..
Kumların altın oyuncakların gümüş olduğu şehirden geldim
Sınırında sarmaşık güllerinden bahçe duvarı vardı o şehrin.
Hepimiz çığlık atıyorduk dünyaya,
İnadına kör inadına bembeyazdı ellerimiz..
Dünyayı yakacak kadar ateşliydi hayallerimiz,baktığımız ufkun tam dibindeydi mutluluklar..
Babadan daha çok anneden daha iyi bilirdik bilmek işini..
Bir tek gülücüktü zamanımıza karanfil tohumu eken..
Kalp çarpıntıları zevk verirdi o zaman..
Ve bir tek gözyaşı yetti ateşimizi kurutmaya
Boş gözlerle bakmayı öğrettiler hepimize,
Tokat attıkça yumruk yedik yüreğimize..
Ve bir tek söz yetti zamanımızı durdurmaya..
Varlığı anlatıp yokluğundan imkansızlıklar verdiler elimize..
Ve bir tek acı çığlıktı,engellerle körüklenip daracık sokaklardan şehirlere saçtığımız ateş..
Kocaman bir haykırış..
Ya daracık sokaktaki binalar çok büyüktü ya da ateşimiz bir kıvılcım..
Oysa ne binalar büyüktü o kadar ne de dar sokak koca bir çıkmaz..
Yalnızca göstermediler bize bir başından bir başına yolları,
Hiç çıkarmadılar binaların tepesine ruhlarımızı,
Hiç gidemedik rüyalarımızda ki şehre..
Yolculuk hep bir durak önce bitti
Ve biz bile bile yeniden ve yeniden bindik,
Aynı duraktan aynı otobüse…
Ta ki en sona varana dek..
Yeniden ve yeniden geçeceğiz aynı binaların önünden,
Ta ki o sokaktan çıkasıya kadar..
Hep en sonuna varmak için çıkacağız o yolculuğa
Hep en sonunda tek bir kerecik yürekten gülümsemek için…