Ben bu çamurun içine daha çok tükürüm
Lazım imiş ya da gereksiz idi…
Durumların çokta önemi yok
Sebebini at çöpe ki sonuçları doğuranın yüzü gözlerinin önünde
Çok kez aynı çöplükten mücevherler ışıldadı gözlerine
Yeşimler,yakutlar,safirler ve falanlar filanlar…
Ki sen renk körüsün o ayrı…
Demem o ki hiçbir kelimeyi bilemeden anlamından ayırt edemeden
Göçeceksin şu kuru kara yeryüzünden tek nefeste
Mavi de görünse o da ruhların ayakbastığı yer
Unutma gökyüzünü…
Bir dilim idi,bir dilim gözyaşı
Tatlı mıydı tuzlu mu bilemeden akıttım ellerine
Sen belki öyle doyurdun karnını
Ben acıktıkça ağladım,ben ağladıkça sen doydun
En sonunda sen benden zehirlendin,bense senin yokluğundan çürüyerek geberdim!
Dedi çocuk!
Adalet,sefalet,kıyamet…
Hiç biri çözemedi bu problemi
Evet,evet bir bulmacadan çok bir problemdi senin ki
Hastalık güncesi..
Can acısı diye bir hissiyat kalmadı tasında
Temiz suların çoktan çekildi,kendi suyuna boğuldun yavaşça
Ona da şükrederken yakalandın,
Diline yenik düştün bu defa da…
Hatalık güncesi
Son kez ve cuma gecesi
Sen kraliçeydin en son,
O da bilinmeyen ülkenin yenik prensi!
Hastalık güncesi
Son kez ve cuma gecesi
Hakkımda
- korkunç akıllılar
- Delilik kayda değer bir gelişmedir! DİKKAT BURASI BİR ANI DEFTERİ NİTELİĞİ TAŞIMAZ!!
17 Mayıs 2009 Pazar
8 Mayıs 2009 Cuma
Bu Şehrin İnsanları
Tenin içinde ki gözyaşları
Kumbarandaki paraların gibi,bozuk paraların
Devri ve günü geçmiş
Millattan önce,İsa'ndan öncesine ait...
Kocaman pireli yorganların hayalinde ki ısısı
Sen bile tahmin edemezdin
Makul bir aşkın seviyesiz nakışını
Kin beslemek,nefret etmek
Her birinin aynı kapıyı çaldığını
Her birinin aynı rüyayı gördüğünü
Ve herkesin aynı kabusla uyandığını anlamak
Ve bildiğin günden beri
Soysuzluğun kelime anlamını
Sonsuz bir felç halinde
Kopuk bir zihnin,emanet edilemeyecek fikirleriyle dost!
Peki ya O!
Tahmin edebilir miydi böyle solunacağını
Bu derece eskitileceğini güzelliklerin
Ve kaybedeceğini düşünebilir miydi!
Bu yarışın diğerlerine benzemediğini,
Herkesin ve her şeyin kaybettiğini bilebilir miydi!
Saf gözyaşlarının çamurlarla buluşacağını
Ve çok sonra buna da alışacağını kabul edebilir miydi!
Gri,siyah...
Toz duman...
Hiç kimse hiç bir zamana ait değildi bu şehirde
Hiç kimse hiç kimsenin değildi
Hiç bir rüya sonsuz ve sahibeli değildi
Burda her şey o kadar gerçekti
Her şey o kadar sahtece ve kanlı canlı bir sefillikti!
Uyandığımız gün bile en derin uykumuzdaydık,
Biz bu şehire ait,buralı,zalim insanlar
Hepimiz en güzel maskelerimizle,en güzel yalanlarımızla
En acı halimizle,işte tam karşınızdayız!
Seyretmenin yasak,oynamanın iman sayıldığı,
Eski şehrin yeni insanları!
Kumbarandaki paraların gibi,bozuk paraların
Devri ve günü geçmiş
Millattan önce,İsa'ndan öncesine ait...
Kocaman pireli yorganların hayalinde ki ısısı
Sen bile tahmin edemezdin
Makul bir aşkın seviyesiz nakışını
Kin beslemek,nefret etmek
Her birinin aynı kapıyı çaldığını
Her birinin aynı rüyayı gördüğünü
Ve herkesin aynı kabusla uyandığını anlamak
Ve bildiğin günden beri
Soysuzluğun kelime anlamını
Sonsuz bir felç halinde
Kopuk bir zihnin,emanet edilemeyecek fikirleriyle dost!
Peki ya O!
Tahmin edebilir miydi böyle solunacağını
Bu derece eskitileceğini güzelliklerin
Ve kaybedeceğini düşünebilir miydi!
Bu yarışın diğerlerine benzemediğini,
Herkesin ve her şeyin kaybettiğini bilebilir miydi!
Saf gözyaşlarının çamurlarla buluşacağını
Ve çok sonra buna da alışacağını kabul edebilir miydi!
Gri,siyah...
Toz duman...
Hiç kimse hiç bir zamana ait değildi bu şehirde
Hiç kimse hiç kimsenin değildi
Hiç bir rüya sonsuz ve sahibeli değildi
Burda her şey o kadar gerçekti
Her şey o kadar sahtece ve kanlı canlı bir sefillikti!
Uyandığımız gün bile en derin uykumuzdaydık,
Biz bu şehire ait,buralı,zalim insanlar
Hepimiz en güzel maskelerimizle,en güzel yalanlarımızla
En acı halimizle,işte tam karşınızdayız!
Seyretmenin yasak,oynamanın iman sayıldığı,
Eski şehrin yeni insanları!
6 Mayıs 2009 Çarşamba
Kimi beşeri,kimi domuz...
Kumbarası delik ufacık bir çocuk
Tepeleme alıyor her şeyden,
Fırtınalardan,yağmurlardan ve tabi eksiksiz mutluluktan
Kısmen bükülmüş çenesi,konuşmasına hiçte engel olmuyor
Damağında nefis bir çikolatanın,acı tadı
Dahilinde ne güzellikler katıyor gülüşüne,
Yüzünde ki ağır,usul ifadeden tüm bunlar anlaşılıyor
Derisi kalınlaştıkça,kursağı genişleyen türden
Hakaretin böylesi elinden tutsa keşke..
Bir milyon yıl geçse üstünden
Daha alacağı kalır hayattan
İnsanoğlu olunca konumuz,
Kimi beşeri kimi domuz!
Yerle bir olasıca tarihine mukayet olamasa da
Sırt kaslarını güçlendirmekten çekinmiyor olsa gerek
Önce kayda değer iyiliklere,
Sonrasında beş kuruşa varmaz değersiz lanetlere adıyor kendini
Bir cümle kursun diye yalvarıyorlar
Hani deliydi,hani kimsesiz...
Ekseriyetle böyle olur
Hiç yazasım yoktu oysa,
Demek ki bir kelimeye mecbur kalınca kazanımız
Zihnin küçük afetlerinden pay çıkarıyor kendine..
Mahkum olasıca nadir bulunan fikir tozu
Boğazına durduğu günden bu yana
Kesik başlı bir domuz gibi haykırıyor ona buna
Sana ne,ya da ona...
Berikinin hiç haberi yok bu olan bitenden
O hala o şarkıda uyusa keşke
Biz burda triolarla kemikleşirken
Göz kapakları yapışsa geçmişe
Uyandığı yerden yeniden başlasa kabusuna
Ya da öyle sansa,biraz yanılsa...
Bir bedenden geçen medeniyetsiz çatışma
Ruhun ince bunalımlarına ev sahipliği yaparken
Aman değmesin çöplenmiş sazlığıma...
Kıssadan herhangi bir hisse çıkartmaya kalkışma
Uyu sen kötü dünyaya karşı,
İster beşeri ol,dilersen yalnızca koca bir yalancı!
Tepeleme alıyor her şeyden,
Fırtınalardan,yağmurlardan ve tabi eksiksiz mutluluktan
Kısmen bükülmüş çenesi,konuşmasına hiçte engel olmuyor
Damağında nefis bir çikolatanın,acı tadı
Dahilinde ne güzellikler katıyor gülüşüne,
Yüzünde ki ağır,usul ifadeden tüm bunlar anlaşılıyor
Derisi kalınlaştıkça,kursağı genişleyen türden
Hakaretin böylesi elinden tutsa keşke..
Bir milyon yıl geçse üstünden
Daha alacağı kalır hayattan
İnsanoğlu olunca konumuz,
Kimi beşeri kimi domuz!
Yerle bir olasıca tarihine mukayet olamasa da
Sırt kaslarını güçlendirmekten çekinmiyor olsa gerek
Önce kayda değer iyiliklere,
Sonrasında beş kuruşa varmaz değersiz lanetlere adıyor kendini
Bir cümle kursun diye yalvarıyorlar
Hani deliydi,hani kimsesiz...
Ekseriyetle böyle olur
Hiç yazasım yoktu oysa,
Demek ki bir kelimeye mecbur kalınca kazanımız
Zihnin küçük afetlerinden pay çıkarıyor kendine..
Mahkum olasıca nadir bulunan fikir tozu
Boğazına durduğu günden bu yana
Kesik başlı bir domuz gibi haykırıyor ona buna
Sana ne,ya da ona...
Berikinin hiç haberi yok bu olan bitenden
O hala o şarkıda uyusa keşke
Biz burda triolarla kemikleşirken
Göz kapakları yapışsa geçmişe
Uyandığı yerden yeniden başlasa kabusuna
Ya da öyle sansa,biraz yanılsa...
Bir bedenden geçen medeniyetsiz çatışma
Ruhun ince bunalımlarına ev sahipliği yaparken
Aman değmesin çöplenmiş sazlığıma...
Kıssadan herhangi bir hisse çıkartmaya kalkışma
Uyu sen kötü dünyaya karşı,
İster beşeri ol,dilersen yalnızca koca bir yalancı!
30 Nisan 2009 Perşembe
Mesai
Mesaiye kaldım dün gece
Her gece olduğundan farklıydı
Başım,kopuk başım mütemadiyen taşındı avuçlarımda
Avuçlarım nasırlaştı derdinden
Dün gece ipsiz bir kuyuda mesaiye kaldım
Nedenlerin peşinden koşup,sonuçlarda sıkışıp kaldım
Sabır sabır diye saç tellerimden çekerken boncukları
Bir tesbihten ilahi nameler okundu kulaklarıma
Böyle bir gecede mesaide unuttum kendimi
Çok uyandırmak istedm,
Yeri,göğü ve seni...
Böyle bir gecede dışında kaldım rüyaların
Öyle derin bir sessizlikte
Yersiz yurtsuz çığlıklara maruz kaldım
Ki nedendi bu denli çığlık çığlığa çocukca haykırışlar
Kör ebe olduğumu da bu yazık gece de anladım!
Hiç bir lafı yoktu onların,onlar ki
Zamanında en derin,en yakın,en yürekten sarhoşlardı
Onlar ki,inkarcı,kumarbaz,tutarsız aşklardı
Dilleri tutulmuştu zalimlerin,
Gözleri konuşuyordu ahmakça
Ve devrik cümlelere kalmıştı kala kala adım
Onlar ki beni bir gece mesai de unutmuşlardı
Sarsmadı hiç bir soluk tenli sefil,uyandırmadı
Ki öyle güzel uyutmuşlardı,en güzel ninnilerle,
Emeğe ihanet olamazdı!
Dün gece öye bir mesaide unuttum kendimi
Kendi kendime kazıdım,çukurumu daha da yonttum
Daha da derine daha da sonda aradım geleceği
Oysa geleceği dışında bırakmıştım bu mesainin
Ki mümkün müydü,öncesiz bir sonradan bahsetmek
Ve fakat korkular,kayıplar,kazançlar,kirli ve duru sular
Hepsi benimdi,hepsine içtim,hepsine dua ettim
Ruhumdan geçen her dakikayı yudum yudum seyrettim
Dün gece mesaideydim ya hani
Bu sabah sonsuz bir izinde uyandım!
Yer,gök,sen ve benle yapayalnızdım!
Her gece olduğundan farklıydı
Başım,kopuk başım mütemadiyen taşındı avuçlarımda
Avuçlarım nasırlaştı derdinden
Dün gece ipsiz bir kuyuda mesaiye kaldım
Nedenlerin peşinden koşup,sonuçlarda sıkışıp kaldım
Sabır sabır diye saç tellerimden çekerken boncukları
Bir tesbihten ilahi nameler okundu kulaklarıma
Böyle bir gecede mesaide unuttum kendimi
Çok uyandırmak istedm,
Yeri,göğü ve seni...
Böyle bir gecede dışında kaldım rüyaların
Öyle derin bir sessizlikte
Yersiz yurtsuz çığlıklara maruz kaldım
Ki nedendi bu denli çığlık çığlığa çocukca haykırışlar
Kör ebe olduğumu da bu yazık gece de anladım!
Hiç bir lafı yoktu onların,onlar ki
Zamanında en derin,en yakın,en yürekten sarhoşlardı
Onlar ki,inkarcı,kumarbaz,tutarsız aşklardı
Dilleri tutulmuştu zalimlerin,
Gözleri konuşuyordu ahmakça
Ve devrik cümlelere kalmıştı kala kala adım
Onlar ki beni bir gece mesai de unutmuşlardı
Sarsmadı hiç bir soluk tenli sefil,uyandırmadı
Ki öyle güzel uyutmuşlardı,en güzel ninnilerle,
Emeğe ihanet olamazdı!
Dün gece öye bir mesaide unuttum kendimi
Kendi kendime kazıdım,çukurumu daha da yonttum
Daha da derine daha da sonda aradım geleceği
Oysa geleceği dışında bırakmıştım bu mesainin
Ki mümkün müydü,öncesiz bir sonradan bahsetmek
Ve fakat korkular,kayıplar,kazançlar,kirli ve duru sular
Hepsi benimdi,hepsine içtim,hepsine dua ettim
Ruhumdan geçen her dakikayı yudum yudum seyrettim
Dün gece mesaideydim ya hani
Bu sabah sonsuz bir izinde uyandım!
Yer,gök,sen ve benle yapayalnızdım!
27 Nisan 2009 Pazartesi
Hep uyuduğum müzikte...
Geceyi yırtıp geçmeyide bilmiyordu
Silip atmayı azimli bir düş sayıyordu
Hep uyuduğum müzikte,küçük bir kabusla koşuşuyorduk...
Her omuz bir askı,et taşıyordu
Kanları çekilmiş,mürekkep tenli musluk bekçileri
Yüzlerini yitirmişlerdi
Bir aslan içinde bir fareyi büyütüyordu hem...
Tencere dibin karaydı senin ki benden de karaydı madem
Neden ben daha çok yanık kokuyordum suretimde
Yalan söyleseydim keşke,yalan söyleseydin ve tabi...
Doğrular vardı,yanlış yerde doğan yanlış zamana saplanmış
Olabildiğim gibi kalmak istedim şu gürültüde
Ve sonrasında gömüldüğümüz ıssız denizde
Yıldızları üzerime çekiyordum
Ay ışığından mahsur kaldığım odamda
Yıldızlar yağıyordu üzerime
Pırıltısız, yalnızca kütlesiyle...
Kapıları açamıyorduk artık
Seneleri kapatamadığımızdan
Ayları geçemediğimizden
On iki ayda br yirmi dört saatten kaçıyordum,
Bir yirmi dört saatin son dakikalarından
Bir mevsimin eksi üç derecesinde sıkışıp kalmıştım
Kışta da değildim madem,neden donma sınırını çoktan aşmıştım!
Yazla alakamız yoktu fakat öylesine sıcaktı,boğarcasına ...
Zehir saçmanın dehşet verici hüznüne bağımlı kalmıştık
Hep uyuduğum müzikteydim...
Kalemim suya düşmüştü sonra
Ne yazsam huşu içinde,gayba gömülmüştü
Kalemim bir kere suya düşmütü
Ne yazdıysam aşk içinde
Sırra kadem basıp önce beni gömmüştü
Kalemim suya düşmüştü
Gayri resmi bir fırtınada resmiyetsiz bir çöplükte bulunmuştum...
Kalemim eksikliğe aşık!
Tamamlanmanın gizli hayaline...
Şimdi kurşuni bir selam veriyorum hayata
Asilce uzanıp köşedeki divana,sefilce uyuyakalıyorum az sonra
Bu hikayenin fotoğrafını çerçeveliyorum
Ve sana hediye ediyorum nazikce...
Hep uyuduğum müzikte...
Silip atmayı azimli bir düş sayıyordu
Hep uyuduğum müzikte,küçük bir kabusla koşuşuyorduk...
Her omuz bir askı,et taşıyordu
Kanları çekilmiş,mürekkep tenli musluk bekçileri
Yüzlerini yitirmişlerdi
Bir aslan içinde bir fareyi büyütüyordu hem...
Tencere dibin karaydı senin ki benden de karaydı madem
Neden ben daha çok yanık kokuyordum suretimde
Yalan söyleseydim keşke,yalan söyleseydin ve tabi...
Doğrular vardı,yanlış yerde doğan yanlış zamana saplanmış
Olabildiğim gibi kalmak istedim şu gürültüde
Ve sonrasında gömüldüğümüz ıssız denizde
Yıldızları üzerime çekiyordum
Ay ışığından mahsur kaldığım odamda
Yıldızlar yağıyordu üzerime
Pırıltısız, yalnızca kütlesiyle...
Kapıları açamıyorduk artık
Seneleri kapatamadığımızdan
Ayları geçemediğimizden
On iki ayda br yirmi dört saatten kaçıyordum,
Bir yirmi dört saatin son dakikalarından
Bir mevsimin eksi üç derecesinde sıkışıp kalmıştım
Kışta da değildim madem,neden donma sınırını çoktan aşmıştım!
Yazla alakamız yoktu fakat öylesine sıcaktı,boğarcasına ...
Zehir saçmanın dehşet verici hüznüne bağımlı kalmıştık
Hep uyuduğum müzikteydim...
Kalemim suya düşmüştü sonra
Ne yazsam huşu içinde,gayba gömülmüştü
Kalemim bir kere suya düşmütü
Ne yazdıysam aşk içinde
Sırra kadem basıp önce beni gömmüştü
Kalemim suya düşmüştü
Gayri resmi bir fırtınada resmiyetsiz bir çöplükte bulunmuştum...
Kalemim eksikliğe aşık!
Tamamlanmanın gizli hayaline...
Şimdi kurşuni bir selam veriyorum hayata
Asilce uzanıp köşedeki divana,sefilce uyuyakalıyorum az sonra
Bu hikayenin fotoğrafını çerçeveliyorum
Ve sana hediye ediyorum nazikce...
Hep uyuduğum müzikte...
23 Nisan 2009 Perşembe
Cibinlik giydirmişler sana kaybolmuşsun...
Kokuyor buralar,ıslak,rutubet var
Sarmal hayat,kat kat üst üste
Cibinlik giydirmiş gibiler sana,kaybolmuşsun
Sarmal hayat,sırt sırta...
Beklediğin geceler ve yüzsüz gün ışığının durduğu kapının eşiği
Kapıyı sen açacaktın,o boynuna sarılcaktı
Sonra ayrı birer parça,ayrı birer yol olacaktınız
Çok saygılar dileyecektiniz,üst üste
Kat kattı sevginiz,şelalerler akıyordu,
İklimsiz gecelerde,soyut rüzgarlar geçiyordu saçlarından
Anlamıyordun sen üşüyene dek, üşüyene dek sarılmıyordu sana!
Kimdi, soruyordun!
Korkmak yetmiyordu,cevaplar ardı sıra vuracaktı yüzüne
Yüzün kaçıyordu mevsiminden,yalan söylüyordu
Yaz gibi bir tebessüm,kış gibi gözler
Sonbaharda kurumuştu dudakların...
Caddelerde ki yapraklar gibiydin
Kökünden çok uzaklarda,kökünden savrulurcasına...
Bedenin hangi kutba aitti bilmiyordu...
Cibinlik giydirmişler sana,kaybolmuşsun
Görmüyor seni,arandığına bakma görmezden gelmek derdi!
Keskin bir bıçakla yüz yüze kalınca sen
Rutubete sıkıştın,siste yalnızdın!
Hiç kimse dönüp bakmadı suretine
Öylesine ahvalinin öylesine ağlak grilerinde mahsur kaldın!
Sarmal hayat,kat kat üst üste
Tüm geceler yalan söylerdi,tüm gündüzler göz kamaştırıyor
Peki hangi ikindideydi mutluluk
Haftasonlarının bitmek bilmez huzurumu saklamıştı saatlerine gülüşlerini
Bir tür pazartesi sendromu muydu şu zamansız,uzamdan kaçak haller!
Aaranmak,gaybı istemek arsızca
Sonra arsız olmak her daim
Çalmak çırpmak hayattan izinsiz
Kendinden gizli,ondan ayrı bir çaresizlik bu!
Konuş kendinle,bir aynaya yasla derdini,bir aynaya gülümse
Aç kapıları pencereleri,temiz havaya muhtaçsın
Güzel kokulara...
Kokmasın artık buralar ıslak ıslak ve iklimsiz!
Sarmal hayat,kat kat üst üste
Cibinlik giydirmiş gibiler sana,kaybolmuşsun
Sarmal hayat,sırt sırta...
Beklediğin geceler ve yüzsüz gün ışığının durduğu kapının eşiği
Kapıyı sen açacaktın,o boynuna sarılcaktı
Sonra ayrı birer parça,ayrı birer yol olacaktınız
Çok saygılar dileyecektiniz,üst üste
Kat kattı sevginiz,şelalerler akıyordu,
İklimsiz gecelerde,soyut rüzgarlar geçiyordu saçlarından
Anlamıyordun sen üşüyene dek, üşüyene dek sarılmıyordu sana!
Kimdi, soruyordun!
Korkmak yetmiyordu,cevaplar ardı sıra vuracaktı yüzüne
Yüzün kaçıyordu mevsiminden,yalan söylüyordu
Yaz gibi bir tebessüm,kış gibi gözler
Sonbaharda kurumuştu dudakların...
Caddelerde ki yapraklar gibiydin
Kökünden çok uzaklarda,kökünden savrulurcasına...
Bedenin hangi kutba aitti bilmiyordu...
Cibinlik giydirmişler sana,kaybolmuşsun
Görmüyor seni,arandığına bakma görmezden gelmek derdi!
Keskin bir bıçakla yüz yüze kalınca sen
Rutubete sıkıştın,siste yalnızdın!
Hiç kimse dönüp bakmadı suretine
Öylesine ahvalinin öylesine ağlak grilerinde mahsur kaldın!
Sarmal hayat,kat kat üst üste
Tüm geceler yalan söylerdi,tüm gündüzler göz kamaştırıyor
Peki hangi ikindideydi mutluluk
Haftasonlarının bitmek bilmez huzurumu saklamıştı saatlerine gülüşlerini
Bir tür pazartesi sendromu muydu şu zamansız,uzamdan kaçak haller!
Aaranmak,gaybı istemek arsızca
Sonra arsız olmak her daim
Çalmak çırpmak hayattan izinsiz
Kendinden gizli,ondan ayrı bir çaresizlik bu!
Konuş kendinle,bir aynaya yasla derdini,bir aynaya gülümse
Aç kapıları pencereleri,temiz havaya muhtaçsın
Güzel kokulara...
Kokmasın artık buralar ıslak ıslak ve iklimsiz!
22 Nisan 2009 Çarşamba
Yalnızca dündü....
Daha dün gördüm çölde boylu boyunca uzanmış genci
Daha dün yanından öylece geçtim hayatının
Öylece umarsız gibi geldi ona ya da öylesine gibi
Daha dün yeniden açtım tüm defterleri
Hesapları kaydetmek için değil
Silmek için tutanakları,borçluları kurtarmak için
Daha dün sebepsiz yere bağırdım ona,daha yalnızca dündü
Zamandan geçmiştim aniden,sırasız!
Neden diye sebepsiz bir çelişkiye boyun eğmeden evvel
Bir daha dedim,bir daha yalnızca emanet olunmayacak
Daha dündü işte,
Yalnızca korkuların eşiğinde olunduğundan görülememişti gökyüzü
Yıldızların parıltısı nereden geliyordu
Ayı düşman bildiğin gün,dünyan karardı!
Daha dün elindeydi her şey,
Avuçların kanıyordu belki fakat silmiyordun,
Gururla okşuyordun yaralarını,asil geliyordu sana
Daha dündü işte,yalnızca dün!
Bugünde ne işi vardı hayaletlerin,kasırgaların,cinnetlerin
Soğumadan gece , ısınmadan gündüz, yılmadan bir günü sıyırmak kolay mıydı sırtından?
Daha yalnızca dündü işte,
Bedeninden yıllar geçmişti bir sözcükte
Sen yanılmıştın bir kere
Bir kere sıyırmıştın hayatı,günlerce kez!
Sanki hayat kaçıyordu bir yerlere
Bilinmezliğe gömecekti sanki kendini
Ve sanki illede sana aitti ve senindi tüm nefesli çalgılar
Daha dündü işte,
Bir adım daha gerideydi tüm kaçışlar
Sırtından atmalıydın acınmaları,korkuları...
Daha bugün işte...bugün gördüm yüzünde ki incinmeyi
İnceliğinin sınırlarını...
Daha bugünden başlamıştın yine , ardında bir pencere,
Pencere de bir göz,buğulu...
Yalnızca dündü işte,yalnızca geçmiş bir kaç yüz saniye!!
Daha dün yanından öylece geçtim hayatının
Öylece umarsız gibi geldi ona ya da öylesine gibi
Daha dün yeniden açtım tüm defterleri
Hesapları kaydetmek için değil
Silmek için tutanakları,borçluları kurtarmak için
Daha dün sebepsiz yere bağırdım ona,daha yalnızca dündü
Zamandan geçmiştim aniden,sırasız!
Neden diye sebepsiz bir çelişkiye boyun eğmeden evvel
Bir daha dedim,bir daha yalnızca emanet olunmayacak
Daha dündü işte,
Yalnızca korkuların eşiğinde olunduğundan görülememişti gökyüzü
Yıldızların parıltısı nereden geliyordu
Ayı düşman bildiğin gün,dünyan karardı!
Daha dün elindeydi her şey,
Avuçların kanıyordu belki fakat silmiyordun,
Gururla okşuyordun yaralarını,asil geliyordu sana
Daha dündü işte,yalnızca dün!
Bugünde ne işi vardı hayaletlerin,kasırgaların,cinnetlerin
Soğumadan gece , ısınmadan gündüz, yılmadan bir günü sıyırmak kolay mıydı sırtından?
Daha yalnızca dündü işte,
Bedeninden yıllar geçmişti bir sözcükte
Sen yanılmıştın bir kere
Bir kere sıyırmıştın hayatı,günlerce kez!
Sanki hayat kaçıyordu bir yerlere
Bilinmezliğe gömecekti sanki kendini
Ve sanki illede sana aitti ve senindi tüm nefesli çalgılar
Daha dündü işte,
Bir adım daha gerideydi tüm kaçışlar
Sırtından atmalıydın acınmaları,korkuları...
Daha bugün işte...bugün gördüm yüzünde ki incinmeyi
İnceliğinin sınırlarını...
Daha bugünden başlamıştın yine , ardında bir pencere,
Pencere de bir göz,buğulu...
Yalnızca dündü işte,yalnızca geçmiş bir kaç yüz saniye!!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)