7 Ekim 2008 Salı

Yanlış Bahar



Bir bahar geldi,kışa yüzünü dönmüş bir ayda
Sarı bir güneş yeşil yapraklar..
Bir bahar taşıdı elleriyle susuzluğunu sana
Bir bahar verdi eline kırçiçeklerini
O bahar koklattı en güzel hikayeleri
O bahar ki yalanlar söyledi sessizce
Duymadın sen ya da sırtını çevirdin en güzel acı gerçeklere
Aynı notalara döndün yüzünü aynı sesleri duymak için
Serildi yerlere kırçiçekleri
Kendi yüzüne bile yalancıymış meğer..
Kurudu hepsi şimdi..
Başka baharlar da başka düşleri mutlu ediyorsa ki...
Sakıncalı bir gerçektir bu!
Bir hayal kadar renkliydi ve gerçek kadar siyah beyaz
Yaza yüzünü dönmüşken tüm ayazlar
Aniden fırtınaya çaldırdılar hevesleri
Sımsıkı tutunanlar camlara
Elleriyle,derileriyle..
Gözyaşlarıyla sıkışanlar bir mevsimde binlerce bahara..
Şimdi yalnızca kurumuş bir ağacın karşısında izlenen yağmurlar
Ufacık saksıdan ufacık bir hayat
Küçücük isteklerin koskaca bedellerini öğüttüğün yüzler
Masumiyet çığlıklarının yeni kör ettiği tazeler.
Kim kime hesabını verir ki
Dört mevsimin bir bahara sıkışmış halini...
Ne senin terkeden yalancı sevgin
Ne de bir ihanetin bedeli...
Sıcacık kucaklardan yuvarlandığın çukurlar
Tek bir ışık hüzmesine hasret kaldığın karanlıklar
Ne senin yalancı sevgin kurtardı sessizliği ne de onun ihaneti..
Bir gün ışığına düşmanlık,bir karanlığa biraz aydınlık..
Bu sessizliğe biraz ses..
Ve bir bahara yalnızca bir yağmur..
Yoksa kim hesabını verebilir dört mevsimin bir bahara sıkışmış halini.
Ne senin yalan sevgin ne de bir ihanetin bedeli...

28 Eylül 2008 Pazar

DİPTEKİLER



Soğumuş bir fincan kahve.Gözleri düşünmekten küçülmüş bir adam.Karşı koltukta ona temkinle bakan kadın.Masa da iki gün öncesinden kalmış bir gazete.İki gün öncesinden artmış bir bugün.Adamın ağlamaya ihtiyacı var belki,kadının adama sarılmaya,soğuk kahvenin içilmeye ve eskimiş gazetelerin yenilenmeye ihtiyacı var.Her şey yarım...

Pencereye vuran yağmurun şiddetini arttırması bile incitmiyor adamı.Hala aynı yerde aynı hallerini düşünüyor.Kadının gardı git gide düşüyor ve boynu bükülüyor.Sanki bir ışık bekliyor.Adamın uzun ve kıvır kıvır saçları önüne düşmüş,bedeni koltuğa gömülmüş,sanki bir daha asla doğrulamayacakmış gibi.Halının desenlerini incelemek gibi mühim bir işin başında belki de.

Yağmur şiddetini daha da arttırır ve yapraklar fırtınadan cama çarparak savrulurlar.Yavaşca başını kaldırır adam ve düşen yaprağa bakar.Bir an o yaprak kadar özgür ve serindir.Bu yine de yaprağın öldüğü gerçeğini değiştiremez.Kadın ne hissettiğini bilir az çok ve cama serpilen damlalar kadar kızgındır.Kızgındır ama yine de o da sever ölü yaprağı.Cesedini kalbinde taşır.Yerinden kalkar ve adamın yanına gider.Öylece önünde dikilir ve ona bakar.Orda olduğunu kanıtlamak istercesine gölge etmektedir adamın düşsel özgürlüklerine.Yokmuş gibi ve yok olmuş gibi davranmayı tercih etmektedir adam.Varlığına saygı duyduğu ancak yalnızlığa aşık olduğundan kadın onun için yalnızca bir gölgedir işte!

Kendinde kaybolan bir garip adamdır yalnızca.Kuyuya bile isteye atlamıştır.Kadında bile isteye bir kayıpla varlığını kanıtlamaya çalışır.Biri çok dipte diğeriyse en az onun kadar dipte ancak güneşe heveslidir.Kadının gücü ikisine de yetmelidir,yetmek zorundadır.

Sonra güneş küçülür.
Önce ikiside donarlar.
Sonra güneş yeniden büyür ve ikiside çözülürler.
Sonra güneş daha da büyür ve ikisini de yakar.
Sonra rüzgar eser ve külleri birbirine karıştırır.
Sonra yağmur yağar ve külleri birbirine yapıştırır.
Sonra yine güneş açar ve kurutur ne var ne yoksa.
Sonra taze bir yaprak düşer kurumuş küllerin üzerine.
Biri çok dipte diğeri en az onun kadar dipte...

27 Eylül 2008 Cumartesi

OLSUN!SAĞLIK MI OLSUN!!



Nasıl da sağır herkes ve nasıl da aç!

Kime anlatabilirsin ki dönümlerini.Mutluluklarını,acılarını,sancılarını kime anlatsan anlar ki...Bu kadar erkenden tükenen umutların ve çürüyen bahçelerde ki güzel kokuların senden nasıl da kaçtıklarını nasıl açıklayabilirsin!O bahçelerde bir zamanlar açan binbir çeşit çiçeğin rengini,kokusunu damaklarına nasıl yerleştireceksin ki...Onca yılı kime yaşatabilirsin sırf seni anlaması için.Anlamaktan fazlası lazım oysa.Ama yine de..

Olsun!Sağlık olsun..

Umut,bir çöl bahçesi şimdi...

Bu yüzden kapıyı kapat ve kilidi vur üzerine.Dört duvara kesil dikkatini,belki onlar gözlerine daha çok bakıyordur.Hep susar ve dinler onlar,zaten sen de hiç anlatmazsın.Hissediyorsun değil mi!Bittiğini görüyorsun.Eskisi kadar hızla atamıyorsun kendini ateşe.Dile kolaydır her zaman!Her heveslendiğinde,yeniden hayatı solumaya başladığında,birileri ya da bir şeyler çıkıp nefesinden çalıyor.Hep paylaşacakken,azaltıyorlar.Neden yaptıklarını ne sen anlıyorsun ne de onlar anlatabiliyorlar.Yorgunluğunu sırtından alacaklar sanarken sen,yenilerini de onlar ekliyor.Onlar,hep varlar ve hep bir yerlerde olacaklar.Hiç yapmamış gibi,sanki hiç kırmamış gibi...Hiç bilmiyorlarmış gibi.Bencil ve çaresizlerin sığındığı limandan fazlasıydım oysa.Ama yine de şimdi olsun,sağlık olsun,öyle mi!!

İçimi bir nehre akıtabilsem keşke.Keşke şimdi bir sahil kenarında ve yalnızca yıldızları düşünüyor ve onu düşlüyor olsam.Ilık rüzgarın sesini tenimde duyumsasam.Keşke dalgalar kadar güzel şarkı söylese tüm insancıklar.Keşke onun için hala biraz daha cesaretim kalmış olsa.Oysa o kadar korkunçtu ki hepsi,artık hayal bile etmiyorum.Ne onu ne de beni.Hayallerim hep hayatım olduysa da kabuslarımdan da sakınmadılar kendilerini.Benim hayallerim yine hep beni vurdu.Yolundan dönmediğim ezgilerim dışında,ruhum hep birilerinin karalama kağıdı gibi...Ama yine de yani şimdi,olsun öyle mi!Sağlık mı olsun?

Hayatımı içime sokuşturup,buruşturup,kıvırıp sonra hala benimmiş gibi bana uzatıyorlar.Kendi pisliklerinde,kendilerince oynaşıp,sonra hala tertemiz olduklarını idda ediyorlar.Onlar en çok kendilerini sevip,besliyorlar.Oysa yine de..tüm bunlara rağmen olsun!Sağlık olsun,öyle mi!!

Geçen onca yıl nerde birikiyorsa artık,onca sağlık diliyorum ''onlar''a !

Zaten bu saatten sonra bir bardak çay,bir kafe köşesi,bir defter,bir kalem.Eksik bir şey de olsa,olsun!Sağlık olsun,değil mi!

....

Korkulardan duvarlar ve acılardan saltanat.
Benim krallığımda ki sahte krallar ve kraliçeler...
Korkulardan duvarlar ve yalnızlığımdan daha kalın bir zırh yok.
Kelimelerimi sığdırdığım küçük kağıtlar.
Korkulardan duvarlar ve gözyaşlarımdan daha ağır bir silah yok yine beni vuran
Kendimi,kendime saklıyorum.
Vurdunuz dilediğiniz kadar ve sığındınız göğsüme
İnanç dilediniz,mutlu etmek için..
Açılan her kapıdan ezerek geçtiniz
Biriktirdiniz beni..
Yoldunuz,çaldınız çırptınız benden..
Aşk dilendiniz,mutlu etmek için..
Kirlettiniz hep ortalığı,dağıttınız
Toplamak bana kaldı hep..
Bir ben hep vardı arkada
Yalnızlığına sığınacak...
Gülüşleri hep vardı bir başka tohumdan yepyeni evler yapacak...
Kalmadı artık.
Ne bir ben kaldı ne de size bir aşk

25 Eylül 2008 Perşembe

Buğulu Gökyüzü,Kömür Kokulu Mahalle



Düşünceli ve olabildiğince sessiz.Kimsesiz ve farkında.Yolculuğunun en sıkıcı günleri belki de.Yaşlı bir kadının anılarını tazelediği cam kenarında ve 21 yaşında...Geçmiş henüz hasretle anılamayacak kadar taze.

Dışarda ki buğulu akşamın gözyaşları,genç kızın yanaklarından süzülmekte.Kömür kokulu mahallenin uzak seyircisi.Aramızda bir hayat kadar uçurum var.

O kızın umutlarının kabardığı sokaklar,penceresinden gözükmüyor.Kararmış mahallenin ikinci el dükkanların yanından geçip,pırıltılı arka sokağın incisi olabilmenin derdinde.Yeşilçamdan kareler var aptal kutusunun yüzünde...Kömür kokusuna karşın,bir fincan mocha kokusu duyularını okşayan.

O buğulu gökyüzü,kömür kokulu şaşkın mahalle...

Tam da sağından geçen ve bakışlarında terkedilmişliğin züriyetini gördüğüm adam.Kaç yaşındadır kim bilir elleri?Ancak gözleri,bir kara delik gibi yığınla içine akıtmış yılları.Acılı bir seferi sanki.Belki kırklarınının bile hakkından gelmemiştir daha lakin,yüzünde ki çizgiler ahirete yol olmuş şimdiden.

Kömür kokulu mahalle...

Sıcacık yatağından sabahın bir körü uyandırılan evlatcık.Kolalı yakalığı,masmavi önlüğü.Defterle kitap,evle okul arasında yüz adım hayat...Masumiyetin yaşı dokuz!Geceyle gündüz arasında çığlıklar,yatağıyla yan oda arasında savaş çıkmış.Geçen her dakika kolalı yakalığına bir damla yaş bırakıyor.Masumiyet erkenden terketti evlatcığı.Nerede kaldığını bilmeden,kömür kokulu mahallenin bir köşesinden dönünce şuracıkta ki pembe evin bir odasının bir köşesinde,sinmiş hayat.Nerede unuttuğunu bilmeden..

Buğulu gökyüzü,kömür kokulu mahalle

Başka bir pencereden aynı hikaye dökülüyor zihnimize.Kömür kokusu,sıcak mokayla;buğulu gökyüzü bir kaç damla yaşla servis ediliyor soframıza.

30 Ağustos 2008 Cumartesi

Bir Adresten Hiç Bir Kimseye!



Güven!
Sana ve onlara...Artık ne kadar ve nasıl?

Anlatabileceğim diller değil bunlar.Kimsenin hayatının kilometre taşı olsun da istemem.Yazık oldu derken şimdi,yalnızca kendim için korkuyorum.
Kimilerinin dediği kadar önemsiz ve birilerinin dediği kadar can yakıcı.Kasıtlı ya da kasıtsız,bedeli ödenemeyecek kadar ağır.

Saçlarından ve boynundan geçen anılar.Kalbine ve tenine kadar sabit ve kanatıcı.Şuursuz bir kasvetin bedeli.Kimin için?Dilinden ve elinden gelenler.Yanlış ve yanlış olan sen!Doğrunun yolunu kendine sabitlediğin yine kendine olan sapkın düşkünlüğün.Bu işin içinden çıkabiliyorsan eğer kendine değmeden,bir hiçlikten daha yokluktasın.

İçerden gelen,içinden gelen kabuller.Kendine ve ruhuna.Gözlerinden söz bile etmiyorum.Sebepsiz bir hikmet mi hepsi yani!Komiksin..Bu benim için çok acıklı!

Yardıma ihtiyacım var şimdi,kendime engel olmak için.Durdursun birileri zihnimi ve anılarımı dondurun.Elinizden gelemeyecek yazık işler bunlar biliyorum.Oysa en temiz ve en içtenken,en yanlış ve en uzak adamın elleriyleyken kaldım bu yolda !Tekledi bizim ki...

Yabancı!Seni bile daha iyi tanıyor olabilirim ancak;onun kokusunu hatırlıyorum hala.Kendimle savaşımın bir dönüm noktası.Bu durakta bırakılacaklar var.Gözler,dokunuşlar,sesler,izler,kokular,sözler,yüzler ve hisler...
Bu durakta esir kalacaklar da var!Kendim için bırakıyorum onları da...Ben bomboşken ve huzura daha yakınken...

Bir kaç cümleyle atlatabileceğini zanneden kefiller..Ruhum ve yüreğim için kefiller.Şimdi hepsi kendi için içiyor kadehlerden.Sen de kefildin sözde benliğine ve senetlerini sende bozduramadım ne yazık ki...Bir tutam öfkeyle bir gram acı arasında ki fark nedir peki?Acıdan korkman gerekir , bunu unutma!

Sızıntı var artık,kocaman bir delik hatta!Gün geçtikçe daha boş ve daha sancılı...Sona yaklaştıkça en başa,sonra yine sona ve şimdi yeniden en başa...Bu filmi sarmak için tekrara gerek yok.Hep aynı yerde zaten

...ve sakın!Çek sırtımda ki kirli ellerini.Düşerken bile tutanacağım son dalken bile,uçurum tatlı gelir bana,inan!
...ve unut inançlarımı,sana verdiğim hakları ve bende ki seni.İçimdekileri görebilseydin,kendine bir kez daha savaş açardın!
...ve tabi unut tüm söylediklerimi.Biliyorsun ki hiç bir zaman sana ait değildi,şimdi de senin için değil!

.....Ve bir kez olsun bana bakarmış gibi bak aynaya,sanki benmişim gibi!Ancak yapamazsın bunu çünkü;yüzün asla sana geri dönmeyecektir!

Tıpkı kalbimin bana geri dönmeyeceği gibi!!

Bir adresten hiç bir kimseye...

26 Ağustos 2008 Salı

GÜNEŞ



Bu kokuyu anlamıyorum.Dışardan mı geliyor içerden mi?Henüz bilemiyorum.Nereye gitsem de benimle.Sanki çürümüş bir şeyler.Çürüyenler içimde
Kaçaklar korkar ama ben burdayım.Her zaman bildiğim gibi.Gitmeden,gidemiyorum.Bu kokuyu anlamak mümkün değil!Kıskıvrak sarıyor tüm neşemi ve boğuyor beni.Burda olmak,orda olmaktan da beter olmaya başladı.

Susacağımı bilenler,görüyorlar da şimdi.Değmeyenler için cümle sarfedilmez ama bu çıkmaz sokak farklı.Hem kirli hem dar.Sağ ya da sol en fazla.Büyük
hareketlere yer yok.Acı bir kokunun düşsel izlerini taşıyor zihnim.Her bir düş bir önceki hikayenin başlangıcı ve sona doğru kabuslarla doyuyoruz.Kimseye yetişemiyor cümlelerim.Daha havadayken kapıyor yanlış olan birileri.Daha hızlı olsaydım belki bu kadar dibinde kalmazdık hayatın.

Benzetemiyorum da bu kokuyu.Güzel bir düş gibi hatırlatıyor kendini hemen ardından çürümüş et kokusu duyumsuyorum her yanımda.Yakmışlardır belki de..Öyle
içerden ve öyle yakın ki,korkutuyor artık.Geçmişe bakıpta,geldiğim yolu görmek istiyorum.Anımsamaktan fazlası için,gitmek için lazım her şey.Kelimelerimi sıkıştırmayan adamlar ve kem gözleri olmayan kadınlarla beraber.Kaçmak değil bu,korunmak belki!

Hatırlatan gözler istemiyorum.Benzer kıyafetler,aynı cümleler,öperken bile aynıymış her şey.Oysa tüm dünya karanlıktı o zaman.Aniden yanan ışıklardan kaçarken dalıverdim bu yola.Belki de hep üzerimdeydi bu çürük koku ya da o şaşkınlıkta birilerinin kanı üzerimde kaldı.Bu sokakta öyle sakin ve öyle ıssızdı ki düşünmeden yürüyordum.Bir son aradığım yoktu yalnızca yürüyordum.Güzel evlerine bakıyordum,tıpkı hayalimde ki gibiydi.Renkler,sesler ve sözler!Her şey loştu ve sevindirici.Yine geldiğim gibi aniden gördüm sonunu.Ardımda ki tüm kapılar kapalı ve önümde koskoca bir duvar.Koskoca bir sahne gibi aydınlanıverdi bütün bir çıkmaz yol.O geliyor sanırken kokusuyla,bir düş kadar yakın zannederken elleri,çürüdüğünü duyumsamaya başlamıştım.Ardımdakilerler,karşımdakiler,elimdekiler ve şu kahrolasıca koku!Bir güneş vardı hem de sıcacıktı.Ama engelde vardı hem de büyük bir çıkmaz.Hem kokuyorum da...Yalnızca ben biliyorum belki ama çürüyorum da...Hatta bu çok iyimser bir kaçış,cesedime bile dokunurum istesem şu an.

Ahh güneş!Aydınlığından kaçarken,yalnızca ay ışığı sanmıştım bu kadranı.Yanılmışım!Koskoca bir çatının buğusuymuş bu yalancı gece.Bak şimdi perdeler de kalktı.Sen ordasın ve ben burda.Gece de bitti ve gün de batmak üzere.Gerçek geceye kalmak için çok çaresizim.Sana varamadan geceye kalacağım.Hem ben belki hiç çıkamam artık bu sokaktan.

Yoruldum güneş,bilir misin ne demek!Korkuyorum da senden,yine bir sahneyse bu koskoca umut.Yine yalnızca bir çocuk kandırmacasıysa bu çokluk.Ben artık bu duvarı tırmanamam güneş.Ancak biliyorum bu gece bu kokuyla da yaşayamam.Kaçtığım kaldırımları bir bir yeniden tepip geri de dönmem.Çürüyorum ben hem de sensiz ve sessizce.Kaçamıyorum bile artık.Hem ardımdan kovalayan da yok.İçimde hissediyorum bu nahoş sesleri ve halleri.Orda öylece yiten mutluluğummuş gibi bakma bana.Seni de bitirirdim eğer dokunabilseydim ya da sen de beni yakardın eğer o kadar kolay görebilseydin.Gözlerimden bir iki damla sızması gerekti şimdi ama akmıyorlar onlar da artık.Kurumuş pınarlarım ve içeri göçmüş gözlerim ve yara bere içinde ki ellerim ne kadar layık gelir sana artık bilemiyorum.Belki de biliyorum da ondan öylece duruyorum.Kızma bana güneş,sakın kızma!Yetebilseydim eğer beraber parlardık daha nice hallerde.Yetebilseydim eğer!