11 Mart 2009 Çarşamba

Önemli Değil

Anlamak için zorluyorum...
Bu kadar çok değişen ne ve bu kadar hızlı
Zaman öyle kusursuzken bir tek benim için mi bu kadar yavaş...
Bir kadeh şarabın ardından her şey daha güzel olmalıydı
Oysa olabildiğince karanlık

Ruhun sıkıştığı yeri bulamazsan orda yaşamak zorundasın

Özür diliyorlar sonra...
Hiç önemli değil!
Eğer hayatı anlarda yaşasaydık ya da kayıplarda
Aranan bir numaralı kaçak olurduk..
Bunun için hiç önemli değil!

Ve galiba benim çikolata kutumda ki o tatlı şeylerin yarısından çoğu çürük çıktı...

Küçük kızın saçları simsiyah ve gözleri...
İçinde kaybolabileceğin kadar derin bakışlar ve temiz
Şimdi ne saçları ne de gözleri eskisi kadar pırıldıyor...
Gözlerinde yalnızca sönen bir kaç dilek mumunun akıntısı...
Ve saçları içine dolaşmış gibi...
Üzerinde istemediği yorganlar vardı bazen de çok sıcak tutan incecik bir çarşaf
Yorganların rengi çok kötüydü
Çarşaf mis gibiydi..
O çarşafta uzun zamandır bir yorgan sarılı

Ve küçük kız üşüyor...
Yorganları sevmiyor ve çarşafını kaybedeli çok oldu
Yalnızca belki çok kısa sürelerde gözlerini kapadığında duyumsuyor şu kokuyu...
İçine dolduramadan kaçan koku...

Dibi gelen her şeyin tadı çok kötü...
Dileyerek içtiğin zehirin o tatlı sert buğusunu her gün istediğin halde sürekli dibinden başlarsan içmeye,tıkanırsın!
İyi ki biz her şeyi dibi gelmeden bitirdik...
İyi ki tadı damağımda kaldı
Ve bunun için önemli değil
Hem de hiç!

9 Mart 2009 Pazartesi

Şaheserim




Filin rüyası uçmakmış…
Onun gibi bir şey bu da

Kanda pişen, yürekte mideye sindirilen macun gibi bir aşk
Nasıl çarpıyor kalbim sanki birazdan yerinden fırlayacak
Oraya buraya sıçrayıp rezil edecek sanki beni
Riyasızdır ama, bilirim onu
Hep aklına esendedir ilk önce gözü
İster doğru dilerse yanlış
Bir mecmuanın ilk sayfası olmak istiyor bazen
Hatta ağır bir tramvaya karşı…
Kendi gibi biliyor her yahniyi
Ya tabii, o ve diğerleri
Ağır sancılar içinde, kabuksuz, kravatsız ve fi tarihinden kalma bir hikayeyle

Memnun musunuz şaheserim?
Maktulün bile yok ortalıkta ki sen hala aynı durakta esir!
Bu aynı ciğerlerine çok güvenerek dalış yapmak gibi
Vurgunu ihtimal dışı sayarak!
Ki vurgun en yakın ihtimalle çığlıklar atarak sana doğru koşarken
Senin umarsız, kemiksiz dilin ve bedenin…
Kamyonun altında kalmış gibi
Yani ya ölü ya da …

Hiç dondurma seven bir sevgilin oldu mu şaheserim?
Yani çikolatalı ya da meyveli bir tercihi olan
Yoksa seninkiler hep şu fark etmez tayfasından mıydı?
Hani neli olursa olsun mideye indiren,
Yeter ki dondurma olsun da, otuz beş derece ateşim diyen
Yani önünde sonunda ölen!
E şaheserim sen bilemezsin tabi yaz sıcağında kavrulurken
Ve serinliğe bu kadar yakınken bir tercih gözetmek
Sen bilmezsin, saçma!

Damdan atlamış saksağan ben bir aslanım diye çığırarak
Ölmüş sonra yere çakılıp…
Filin rüyası uçmakmış…
Onun gibi bir şey bu da...

Mektup...Onlara...

Öyle adamlar vardır,öyle kadınlar...Öyle zamanlar vardır. Sesini duyduğunda,yüzünü gördüğünde mutlu olursun. Her şey ne kadar kötü olursa olsun,o kişi sana hayatta en azından hala bir şeylerin doğru düzgün gittiğini hatırlatır. İşte ''onlar'' paha biçilemezdir. Kuvvet,güç,hayata karşı sorumluluklar. Hepsinin bir sonu,hepsinin yetersiz kaldığı yerde ''onlar'' bir tutam nefes gibidir. Annendir,babandır,dostundur,sevgilindir,yoldan gülümseyerek geçen amcadır belki...Herkes olabilir.

Konuklar...Hayatımıza çoğu zaman tanrı misafiri kıdemiyle dalıveren ve bir tutam nefes olmasını dilediğimiz ufaklıklar. Keşke daha dürüst olsaydınız. Dosttunuz,arkadaştınız,sevgiliydiniz,kaçınılmazdınız. Bir tutam nefestiniz ve bittiniz!Benimleydiniz,severdiniz ve çok güzel gittiniz. Hepinizin ayrı hikayesini,yol ayrımlarımızı ve sebeplerimizi,nedenlerimizi ve sizi hiç unutmayacağım. Hiç şüpheniz olmasın!Zaten her biriniz ayrı ayrı derstiniz. Hepinizden kaldım,sizde benden...Kredilerimiz kısıtlıymış,zaman da kısaymış,hele hele insanlar asla acımazlarmış.Bunları anladım ben bu derslerimizden.Çok verimli geçti her biri. Oldukça hatırı sayılır kimliklerinizi birer çöp potansiyeline çevirdiniz.Ama olsun her biriniz benim için yine de değerliydiniz hala da öylesiniz.Yalnızca bu bir tür kanama. Bu yalnızca anımsama...

Günaydın dediğiniz yerde,gece çok daha belirgindi!

Çok fazla veda gibi oldu bu gerçi..Ölüyorum sandınız belki.Evet ölüyorum.Bu da size son mektubum.Başka hayatlarda yaşamaya devam edeceğim,başka kokular,bambaşka hayatlarda nefes almaya devam edeceğim.Eğer asıl merakınız şuysa,yani ruhum ve bedenimin birbirinden ayrılmasıysa ölüm olarak nitelendirdiğiniz,hayır öyle bir gidiş değil bu.Bu kişilere mahsus,kimliklere özel ve hatırı sayılır bir sırtını dönüş. Yani şahsınız için yokluğumun tanımını en güzel ''ölüm'' tanımlar diye düşündüm.Ve tabi şahsım için...

Caddede sokakta şurda burda gördüğünüz suretime güvenmeyiniz artık.Tanıdık gelecektir elbet bir yerlerden.Boşverin!Yalnızca biriyim...Adım,şeklim dilinizin ucuna gelecektir belki.Boşverin ucunda kalsın!Siz ve biz artık birer yabancı,birer karmaşayız!Boşverin!Dillerinize en güzel yakışan kelime...Boşlukta kaybolduk zaten bizde!!!

Ve puf...oldu!



Metin ol...
Arkamda kaldı tüm mutlulukların,kaybettin onları...
Koskaoca bir denize(neredeyse okyanusa varacak)döktün kurbanlarını!
Hepsini de ne çok sevmiştin...

Kaypak firarım benim
Sana nasıl da meltem esintileri hazırlamıştım
Çocukca,ağır ağır
Ellerimle,ruhumla,saçlarımla yarattığım o lodosun ardından
Tatlı bir okşayış bekliyordu seni

Ve o sert kabusların,haşince son buldurduğu
Melakelerden çalıntı uykular!
Perdeyi açtığımda bitmiş olacaktı gece
Hani!
Hani öyle uyuturlardı çocukları
Gözlerini kapayacaksın,açacaksın
Ve puf...

Ve puf...oldu!
Uyuttun beni,sonsuz bir geceye karşı çevirdin
Ay ve yıldızlar bile yalnızca sana layıkmış gibi...
Güneş bir tek senin ten renginmiş gibi..

Ve puf...oldu!
Kimsesiz gibi hissetmek önce ama mis kokuyormuş dünya

Yani yalnızdım,karanlıktı onca sapkınlık vardı
Fakat mis kokuyordu dünya öyle mi?
Uyuttun beni!

Ve puf...oldu!
Bir toz,bir duman,bir salgın sardı her yanı
Beklenenlerle dolu ve kayıplarla...
Sandığımda unutmuştum bebeklerimi
Sarılamadan onlara,uzandım...
Betona..soğuktu..
Uyuttun beni!

Metin ol...
Olmak kolay,olursun...
Sanki lokmayı yutamamış gibi
Yutmuşta sindirememiş gibi...
Dik durursun,kemik gibisindir.
Toprağa mahkum ve çırılçıplak,
Bir metre çarşafla sarmaş dolaş gibi...
Fidan gibi ve kurtçuklarla selamlaşırsın
Metinsindir!

Zaten olmasan da boşvermelisin
Artık kimse ninni söylemiyor!
Ya da sen bir bebekcik değilsin!

4 Mart 2009 Çarşamba

Öylesine iç sesler....




Kendinden hariç ve kendinden çok daha fazla bir şey taşımak.Yalnızca bir ‘şey’ demek onun için.Anlamını yitirdiğini zamanını harcadığını ve kim bilir bekli de artık saf ve taze olmadığını hatırlatmak.Lüks geliyor şimdi o zamandan kalma fırsatlar.Koştuğun maratonlar ve sefalet içinde yılgın büyümüş o bedenler.Hepsine kucak açacak kadar iyi miydin yoksa canın mı sıkılıyordu yoksa şuurunu mu kaybetmiştin?Nasıl ,neyi,neden yaptın bilmiyorum ama emin olduğum tek şey kendinde olmadığın.

Hafıza…o güçlü ve yamuk teker.Kimi zaman istediğin yönde,kimi zamansa kuytu köşeye virane seferler yapıyor.Kendisiyle uzun kavgalarımız sonunda hep onun haklı çıkması kabullenilmesi zor bir durum.Kareler eklemek istiyorum,olmayan olamamış ya da daha az vicdan azabı yaratan kareler…Elimde ki ufacık ucu körelmiş kalemle zamanı silmeye çalışıyorum.Hem de nerden!!Hafıza denilen o köklü ormandan..
Köklü ve lanetli…

Öleceğim gün geliyor sonra aklıma.Geçmişten değil gelecekten olan en meçhul son geliyor aklıma.Nasıl bir film istersin diyorum.Nasıl bir fragman geçmeli…Pişmanlık ve hata dolu mu…Yoksa başarı ve doğru kararlarla dolu mu..sevdiklerinle ve sevenlerinle mi dolu…Tek bir cevap asla bulamıyorum.Ki pişmanlık dolu olsun istemem.Buna rağmen öyle bir yolculuktayız ki sürekli ya bileğimiz burkuluyor ya da ruhumuz.Acımasız ve katiliz hepimiz.Bir zanlı aynı zamanda bir mağdur.Katil aynı zamanda kurban.İlginç…ve düşünmeye de bu kadar değmez belki.Zaten o gün yarınsa düşünmek için de artık çok geçtir.

Biliyorum ki şu düşünme ve zorla anlamaya çalışma inadım olmasa çok daha mutlu yaşardım.Kendimi emanet ettiğim hiçbir olgudan,varlıktan,amaçtan sapmaz,şüphe duymazdım.Tabii kendi kendime yarattığım kaçıklıklar değil bunlar.Ah zaman diyoruz işte;ah sefil ve onurlu ,kıymetli ve gereksiz,temiz ve çamur olan geçmiş.Seni kendime emanet etmekle hata mı yapıyorum acaba?

Kusurlarım mı!Tane tane ve tonla belki..O kusurlardan yorulanların şikayet etmeye hiçbir hakkı yok.Çünkü ben boşluğuma bir katkıda bulunacaksam uyarırdım komşu köyün oğullarını.Haylaz,kurnaz,gamsız,kedersiz ve vicdandan mahrum kullarım.Öyle ki ne söz vermekten ne de sözden caymaktan çekinirlerdi.Öyle ki inandırıcı ve muhtacımsı ses tonlarıyla dolaştıkları kapıların her birini ben açtım.Açlarsa doyurdum,hastalarsa baktım,şefkatse şefkat merhametse o da.. ha hiddetse onu da esirgemedim.Neyimi esirgedim acaba,ihanetimi mi,yalanlarımı mı yoksa ….

Hayır hayır!Ben yalnızca sanıyorum.Doyurduğumu,baktığımı,gülümsediğimi…yalnızca yanılsama hepsi.Zaten onlarda bununla doymazlar.Dolu dolu et,dolu dolu kemik vereceksin..Sıcağı sıcağına ve mahkum olacaksın onlara.Ya da kusursuz olacaksın işte.Ne bir eksiğin olacak ruhunda ne de sorular olacak aklında.Senin zihnin durduğu bir yer olacak.Çok can sıkmayacaksın.Sen boş ve huzur dolu bir sefahat elçisi olacaksın tenlerine ve yüreklerine.

Peki ya ben diyeceksin sonra.Benim doymaya hakkım yok mu!Benim elimden tutup kaldıracak bir rezile ihtiyacım yok mu!Benim omzumda bir ele,ruhumda derin bir sonsuzluğa…yok mu!Ben yalnızca …

Cevaplar bazen sinir bozucudur,onun için sormadan evvel sıkı düşünmek gerek.

Her neyse…Keyifsiz ama amma da gerçek dokundurmalardan sonra biraz daha nefes almaya ihtiyacım olduğunu anladım.Hayatımın son gününe kadar yetecek ve dolu dolu bir nefes almak istiyorum.Arada bir yerde olur da gırtlağımla,yine iyi niyetli bir el buluşursa ve okşayayım derken beni boğazlayacak olursa,ciğerlerim bana zaman ayırmalı…Her seferinde yeniden doğamam ya!!

3 Mart 2009 Salı

Kurcalama Hikmetini...

Sokağın seslerini fırtınaya bağışlıyorum,
Cüretkarca olmalı bu ya da oldukça hayalperest
Mahkumiyet getiriyor karada görünen soğuk yüreklilik
Bir fikir hücum ediyor,fırsatın saplantılara çıktığı sokakta!
Nedenleri sormaktan yorulmuş melakelerin
Dertlerini aslen benliklerinden akıttıkları bir gerçek
Öyle ki bedensel ve kemirgen tüm muhabbetler aslında ‘’ait’’lik haykırıyor.
Yaşamın döndüğü son nokta,
Yüzünden dönülen yeminler…
Hiçbir zaman aynı kalmıyor yazılanlar
Hitapların üzerinden geçiliyor
Falset sesler haykırıyor
‘’Gardını sakla’’
Kin,nefret,hiddet…sanki sömürüyor mecburiyetleri
Merak uyandırıyor insanda
Nasıl oluyor,nasıl yapılabiliyor
Bir canda başka bir ruhun eksikliği nasıl da soğutuyor yaşamdan bedenleri…
Kendini hicvetmek istiyorsun belki de
Ama yanıldığını söylemek zorundayım
Geçmişinle firar etmek yahut yoktan saymak zamanlarını
Yalnızca bugününü eritiyor
Kesintisiz söyleyebilirim ki sana
Sen şimdi yalnızca bağışlanansın
Hatalarından,kıyametlerinden
Ve zaten bu yüzden sonsuza dek günahkarsın…
Kudurmak böyle olsa gerek..
Okşandıkça ısırmak,
Kucak açtıkça sırtını dönmek…
Hep beklenir bir de
O gelecek günlerin hesabı,döner dillerde
Hep beklenir devran muhabbetinin o eskimiş ve acınası zamanı
Oysa dönse ne olabilir
Ancak bir hiçlik haykırcaktır sana
Belki de sevinemeyeceksin bile olanlara
Sen o güne kendini sakladıkça
Dönmeyecektir bu devran sakın unutma!!
Bir dönerse de ki zaten sen orda bulunmayacaksın
Belki duymayacaksın bile çığlıkları
Ancak peşinde değilsen zaten acının bağımlı ruhunun
O gün geldiğin de hissedeceksindir içinde anlamsız bir huzur
Aynı anda da bir sıkıntı basacaktır içini
Hiç beklemediğin bir anda tekerrür edecektir zaman kendini
Anlamsız ve boş olursun birden
Kimliksiz kalmış gibi
İç zamanında kaybolmuş gibi..
Boşver zaten, çokta kurcalama bu hikmeti
Olan olmuşsa ve göçen göçmüşse
Sen zaten çoktan gözyaşlarını armağan etmişsen onlara
Boşver zaten artık,kurcalama hikmetini!!

1 Mart 2009 Pazar

Damarlarında hayati eksik, hayatında fazla...



Bir tarafımda majör hikayelerim
Koltuk altı yanık!
Bir yanımda minörden bozma saadetler
Sakin ve hiddetli
Varlığına adımı kazımadım daha,ki
Unutmadığına eminim
Sıradan olmadı hiç bir cümlem
Sıradan geçirmedim seni!
Kukuletalı dalkavukların gibi değildim
Oyuncak olmadı hiç bir parçam
Ki nezlinde tattık uçurum seferlerini...
Kabuksuz bir yaşam verdim sana
Işıktan bol ne vardı?
Merak ettiğin her cümlenin sonu bendim
Senden başka soru da olmadı...
Parçalanmayı sevdim
Kudurmayı,köpek gibi ısırmayı
En iyi bildiğin şeydi bende
Tanıdın ama yalnızca yanıldın
Acıtmak güzeldi kanatmadıkça
Sanki biraz sadistçeydi ama lazımdı kekremsi ruhuna..
Sana ve bana ''dair'' yoktu
Aitlik bir sakınca
Birbirine vuran şuursuz kahramanlarımız
Aynada...
Damarlarında hayati eksik,hayatında fazlaydım!
Bir yanımda majör hikayelerim
Sol yanımda minörden bozma tecritler
Gökyüzünde inleyen sesler duyuyorum şimdi
Her renkte seni görüyorum,her kokuda şahsına mahkum!
Ve bilmenin ötesinde anladım
O koca korkuluklardan uçtuğum gece gibi
Bir fincan kahvenin dibinde kalıntı gibi
Kesilmiş süt gibi...
Tadım kaçmıştı,tadın bozulmuştu
Değişmenin ötesinde ÖTEKİLEŞMİŞTİK
Sen yoldan geçen koltuk altında ki yanık
Ben tecrite sıkışmış saf sanık...